Abdurrahman Öztoprak
1927–2011 · Turkish
Abdurrahman Öztoprak’ın sanatının temel öğeleri yüzey espas ilişkisi içinde armoni, geometri ve devinimdir. Siyah yüzey zemin üzerinde bir merkezden başlayarak dışarıya doğru açılan ve birbirinin içinden geçerek farklı yönlere dönen formlar, onun bilinçaltında hep duyumsadığı mekân kaygısı içinde tuvallerde yer alır.
Son dönem çalışmalarında formlardaki geometrik katılık azalır, yerini organik bir yumuşamaya bırakır. Bunda son yıllarda yaşamını sürdürdüğü yöredeki Akdeniz ikliminin ve doğasının etkilerini bulmak olası gözüküyor. En soyut yaratmalarda bile sanatçının yaşam biçiminin toplumsal yapının ve yaşadığı yörenin etkileri tüm çağdaş ve evrenselliği içinde yansımakta. Büyük boyutlu tuvaller üzerine akrilik boya ve altın yaldızla oluşturulan bu çalışmalarda fon yine siyah. Bu koyu fon üzerinde sarı, kahverengi ve kırmızının ağırlıklı olduğu renkli yumuşak, yuvarlak, organik çizgiler ve helezonların biçimlendirdiği formlarda geçişleri sağlayan renk dereceleri ve yaldızlı boya resimleri, gerçekdışı bir ortamın fantezileri olarak şekilleniyor. Böylesine soyut formlara derinlik kazandıran ise ışık. Üzerine yansıyan ışıkla birlikte resim de değişiyor ve oylum kazanıyor. Değişen her zaman diliminde farklı ışıkla farklı biçimler ortaya koyarak resmin dördüncü boyutunu vurguluyor. Yönlenme, devinim ve form değişimleri siyah fon üzerinde derinlik etkisini güçlendiriyor. (“Abdurrahman Öztoprak 50. Sanat Yılı”, Ayla Ersoy, İstanbul 1995, s.50-51)
Öztoprak’ın resimlerine bakan ve bir şeyler görmek isteyen gözler, kullanılan son derece estetik ışık karşısında bir illüzyona uğradıkları gibi, bazı noktalarda garip bir hipnoz etkiye, oradan da izleyici gözde telkin etmeye dayalı bir hava bulurlar. Böylece ortaya ister istemez mistik bir takım düşüncelerin gelmesi içten bile değildir. Bu aşamada resimlerin, benzer plastik bir etki ortaya koymasından dolayıdır ki, estetikçi Wund’un şu yaklaşımları hemen akla gelebilir: “Ruhsal hayatın tek tek öğeleri bir araya gelerek, karmaşık olanları oluşturur; bir birleşim yapar ve bu bireşimde, yeni bir birlik kurarlar; öyle ki, artık bu yeni birlik, kendi öğelerinin toplamından fazla bir şeydir.” Örneğin; Öztoprak’ın resimlerinde renkli geometrik biçimler birbirlerine bağlanırlar, buradaki öğelerin, yani tek tek renkli geometrik parçaların, hangi geometrik parça olduğu bellidir; fakat bu birlik, yani resimlerdeki kompozisyon bütünlükleri, yeni ve özel bir resme işaret etmektedirler. (“Abdurrahman Öztoprak”, Özkan Eroğlu, Bilim Sanat Galerisi Yayınları, İstanbul 2000, s.240)
Abdurrahman Öztoprak, sanat hayatındaki dönüm noktasının, 1967'de Almanya'da açılan bir sergide gördüğü Paul Klee'nin eseriyle karşılaştığı an olduğuna değiniyor: “Bu sergide gördüğüm Paul Klee... Özel bir koleksiyondan getirtilmiş, küçük bir alçı levha üstüne önce altın fon, bu fonun üstüne yaptığı suluboya çalışması ile yıllardan beri aradığım gerçek devinimin çıkış noktasını bulmuş oldum!” Paul Klee'nin yanı sıra Mondrian'ın resme olan yaklaşımından da çok etkilenen Öztoprak, Türk Çağdaş Sanatının soyut resim alanındaki usta ismi olarak nitelendiriliyor. Abdurrahman Öztoprak’ın asıl tutkusu olan müzik ise resimlerinin temel unsurunu oluşturuyor. Beethoven’ı müziğin tanrısı olarak gördüğünü söyleyen sanatçı, onun senfonilerinin soyutluğunu tuvale aktardığını ifade ediyor. Sanatçının geometrik formlarla meydana getirdiği kompozisyonlarındaki ritim ve uyum, müziğin doğasını yansıtıyor. Öztoprak, eserlerindeki koyu renk zemin üzerine püskürttüğü altın, bronz ve gümüş yaldızlarla resmin içine ışığı sokuyor ve dördüncü boyut hissini veriyor.
Nüvit Özdoğru'nun 1996 yılında sanatçının eserleri ile ilgili şu satırları yazıyor, “Abdurrahman Öztoprak müziğin ta kendisidir... Beethoven temelde klasisizmin son taşı. Mutlak güzelliği arayıp bulan kişi. Beethoven iyimserliktir, dünyaya meydan okumaktır, coşkudur. Yedinci Senfoni'yi dans etmeden dinleyemem. Öztoprak'ta da hayranlık uyandıran bir ölçü, klasisizm ve mükemmellik içinde bir çağdaşlık, bir devinim, bir coşku var...”