Abidin Elderoğlu
1901–1974 · Turkish
Abidin Elderoğlu 1926 yılında İstanbul Öğretmen Okulu’nu bitirdi. İlk gençlik yıllarından itibaren resim yapan sanatçı 1930 yılında Türk Maarif Cemiyeti’nden aldığı burs ile Paris’e giderek Güzel Sanatlar Akademisi’nin derslerini izledi. Akademi Julian’da Paul Albert Laurens’in öğrencisi oldu ve ardından André Lhote atölyesinde çalıştı. 1932’de Türkiye’ye dönerek İzmir Öğretmen Okulu’na resim öğretmeni olarak atanan Elderoğlu aynı yıl ilk kişisel sergisini Denizli’de açtı. Bunu izleyen otuz yıl boyunca resim öğretmenliği ile sanat çalışmalarını eş zamanlı sürdürdü.
Abidin Elderoğlu’nun resimleri yurtdışında Madrid, Brüksel, Paris, Berlin, Viyana, Venedik ve Milano’da izlendi. 1963 yılında Sao Paulo Bienali “Şeref Ödülü”ne, 1966 yılında Tahran Bienali “İran Şahı Büyük Ödülü”ne ve 1972 yılında ise Fransa’da gerçekleştirilen Cagnes-sur-Mer Bienali “Ulusal Ödül”e layık görüldü. Ayrıca pek çok Cumhuriyet dönemi sanatçısı gibi Türk resminin kuramsal ve düşünsel kavramları üzerine makaleler de kaleme aldı. Ölümünden bir yıl önce ise hem çağdaşlarını, hem de aralarında Şadi Çalık ve Şeref Bigalı’nın da bulunduğu pek çok öğrencisini etkileyecek olan “Benim Sanatım” başlıklı manifestosunu yayımladı. Elderoğlu bu manifestosunda izleyicileri “resimlerini neden ve konu aramaya kapılmadan gözle dinlemeye” davet etti. Abidin Elderoğlu'nun modern resim anlayışına getirdiği özgün yaklaşımın özellikle genç kuşak izleyicilere aktarılması bakımından büyük önem taşımaktadır. Elderoğlu yenilikçi ve kendine özgü sanat anlayışı ile resim dünyasının ender yetiştirdiği sanatçılardan biridir. ‘Yenilik sanatın öz sorunudur.' diyen sanatçı, tüm yaşamını üretken, arayış içinde ve sanatına adayarak geçirmiş ve bu yaklaşımıyla gerek teknik, gerekse anlatım bakımından çağdaş resim sanatına özgün katkılar sağlamıştır.
Abidin Elderoğlu’nun 1932-1942 yılları arasındaki dönemi, büyük boyutlu simgesel nitelikli tablolar ile klasik denebilecek peyzaj ve natürmortları içerir. Doğaya bağlı renkçi bir anlayış, bu dönemini belirleyen özelliklerin başında gelir. Desenin doğru anlamda renkle bütünleşen etkinliği, ciddi bir atölye anlayışından kaynaklanır. Kübist yönelişleri fazla abartmadan dozunda kullandığı birkaç etüdü dışında, Fransa’da eğitim gördüğü Lhote estetiğini benimsemediği söylenebilir. 1950’lerden sonra çizgiyi, kaligrafik bir kompozisyon düzeni içinde uyumlu kavisler, dolu ve boş biçimlerle uyguladığı bir dizi çalışmasında eski Türk yazısından esinlenen Abidin Elderoğlu, bu yönüyle çağdaş Türk resmindeki soyut eğilimleri kişisel doğrultuda geliştirmeye çalışan bir sanatçı olarak görünür. Çizgisel uyumun ve ritmik çizgi dolaşımlarının, resimleri için kaynağına dönüşün kararlı bir göstergesi olduğu söylenebilir. Türk sanatının geleneğe bağlı yüzeysel süslemeci yanı, çağdaş soyut anlayışlarla da kolayca anlaşabilecek düzeylerde, Elderoğlu’nun sanatını, benzeri eğilimlerden ayırmaktadır. Ona süsIeyici öğeler ile çağdaş soyut resim arasında, daha çok da ikincisine yakın bir değer yüklemektedir. Uluslararası kalıplaşmış soyut anlayışın dışına çıkabilen bu değer, soyutu kişisel düzeyde kalıcı kılma çabasına dayanmakta ve Türk resminin 1950 yıllarındaki araştırıcı dinamizminin de bir yönünü aydınlatmaktadır. (arts.ozyegin.edu.tr)