İçeriğe geç
Adnan Çoker

Adnan Çoker

1927–2022 · Turkish

Çoker'in resimlerinde egemen olan iki ilkenin, anıtsallık ve simetrinin, Türk mimari geleneğinin uzantısı olduğu kolayca görülebilir. Ama resimlerin üzerinde düşündükçe daha başka bağlar da ortaya çıkıyor. Bu biçimlere bakarken ilk göze çarpanın gözün yönlendirilmesi olduğu söylenebilir.

Siyah boşluk içindeki ışıltılı biçimler gözü boşluğun derinliğine çekiyor ve göz bir yüzünü gördüğü biçimi tüm boyutlarıyla algılayabiliyor. Tıpkı bir camiye baktığımızda gözümüz nasıl onu bütün olarak kavrayabiliyorsa. Bilindiği gibi Osmanlı mimari geleneği, plan olarak kareyi, çatı olarak da kubbeyi seçmiştir. Yapı tek bir taş bloktan oluşmuş bir yontu gibidir. Yapının dört bir yanı açıktır. Boşlukta durur gibidir. Bir camiye bir cephesinden baktığımızda onun bütününü algılayabiliriz. Çoker'in askı biçimlerinde de öyle. Göz siyah boşluğun derinlerine dalıyor ve askı biçimin bütününü kavrıyor. Başka deyişle göz, Osmanlı mimari geleneğinde olduğu gibi yönlendiriliyor. Ama asıl ilginç olan, Çoker'in sanatında gördüğümüz çağdaş sanatın iki temel kavramının da Sinan'ın yapıtlarıyla bağlantılı olması. Bunlardan biri yer çekimsizlik öteki, zaman kavramı. Çoker'in, yer çekimsizliği 20. yüzyıl sanatının özgürlüğü olarak yorumladığını yazılardan biliyoruz. Ne var ki, Osmanlı mimarisinde de yerçekimsizlikle karşılaşıyoruz Osmanlı mimarisinin bir özelliği karşıt güçlerin yarattığı gerilimin, dinamizmin olabildiğince gizlenmesidir. Bu dış görünümde olduğu gibi iç mekânda da böyledir. Mekânı sınırlayan duvarlar tek bir taş bloktan oyulmuş izlenimi verirler. Karşıtlıklar vurgulanmaz. Yatay ve dikey yapı öğelerinin birleştiği yerler mukarnaslarla doldurularak yumuşak geçiş sağlanır. Mukarnas yukardan aşağıya sarkan istalakit gibidir. Bilindiği gibi, istalakit damlayan sıvının donmasıyla oluşur. Aşağı doğru sarkan biçimler donarak bağlı oldukları yerden kopmadan "askı" da kalırlar ve yerçekiminden kurtulmuş gibi görünürler. Mukarnasta taş alttan üste, dıştan içe doğru kat kat yontularak doğadaki kristal formasyonuna benzer bir görünüm alır. Bu yontma tekniğiyle mukarnas bir yandan taşın katılığını, donmuşluğunu belirtir, öte yandan aşağıya doğru sarkmakla yerçekiminden kurtulmuş "askı biçimler" gibi görünür. Çoker'in "askı biçimleri"ni siyah boşluğa yerleştirmesinde kuşkusuz çağının etkileri vardır. Ama onun bu düşünceyi Türk mimarisini inceledikten sonra uygulamaya başlamamış olması, geleneğin bilinçaltında süren etkisi olabileceğini düşündürüyor. Aynı şeyin zaman-ötesi kavramı için de geçerli olduğu söylenebilir. (“Adnan Çoker Retrospektif”, Nazan İpşiroğlu, Beşiktaş Belediyesi Yayınları, s.461-462)

Türkiye’nin önde gelen soyut sanatçılarından olan Adnan Çoker, 1944-1951 yılları arasında Güzel sanatlar Akademisi (MSGSÜ) Zeki Kocamemi atölyesinde öğrenim gördü ve Akademi’nin yüksek resim bölümünü bitirdi. 1951-1955 arasında heykel sanatçısı Hadi Bara ile espas konusunda çalışmalar yaptı. Bu yıllar aynı zamanda sanatçının figüratif konstrüksiyonlar ve ilk soyut araştırmalarını yaptığı yıllardı. 1955 yılında devlet sınavını kazanarak Paris’e gitti ve 1956-57’de André Lhoté atölyesinde, 1957-1960’da Henri Goetz atölyesinde çalıştı. Bu dönemde İspanya, Hollanda ve Belçika’da müzeleri gezdi; İtalya ve İsviçre’de meslek eğitimine ilişkin incelemelerde bulundu. 1960’ta Türkiye’ye döndü ve İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1960-1964 yıllarında soyut dışavurumcu resimler yapan Çoker, 1963’te Tülay Tura, Altan Gürman, Devrim Erbil ve Sarkis’le “Mavi Grup”u kurdu. 1964 yılında ise Fransız bursu ile tekrar Paris’e gitti ve bir yıl Hayter atölyesinde gravür, Goetz atölyesinde resim çalıştı. 1965’te Salzburg Uluslararası Plastik Sanatlar Yaz Akademisi’ne katıldı ve Emilio Vedova atölyesinde çalıştı. 1966’da Türkiye’ye döndü ve aynı üniversitede yüksek resim bölümü hocalığına atandı. 1969 yılında yaptığı siyah resimler serisinde soyut tasarımların içine geometrik renk blokları katarak çalışmaya başladı. 1973 yılındaki “Siyah Simetri” sergisindeki resimlerle sanatçı bugün onu tanıdığımız üslubuna en yakın tarzda çalışmaktadır artık. Siyah fon üzerinde belirginleşen geometrik biçimlere optik yansımalarla espas katar. 1980’lerden itibaren giderek simetrik ve ışıklı şeritlerle Osmanlı mimarlığını anımsatan formların birlikteliği başlar ve günümüze kadar devam eder. Çok sayıda kişisel sergisi olan sanatçının bazı ödülleri şunlardır: İstanbul Sanat Festivali Birincilik ödülü (1961), 23. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Birincilik ödülü (1962), DYO Başarı Ödülü (1973), Uluslararası İskenderiye Bienali İkincilik Ödülü (1976), Türkiye İş Bankası Yarışması Resim Büyük Ödülü (1981), III. Uluslararası Asya-Avrupa Sanat Bienali “Dostluk ve Barış Sanat Ödülü” (1990). (Adnan Çoker Retrospektif, Beşiktaş Belediyesi Kültür Yayınları:12, İstanbul, 2010)

Eserlerinin yer aldığı koleksiyonlar:

İstanbul Modern Müzesi Koleksiyonu
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi
Türk Ticaret Bankası Koleksiyonu
T.C. Merkez Bankası Koleksiyonu
T.C. İş Bankası Koleksiyonu
Rezzan Has Müzesi Koleksiyonu
Akbank Resim Koleksiyonu
Özel Koleksiyonlar

1950’den sonraki biçimiyle Dünya’ya yayılan soyut sanatın Türkiye’deki öncülerinden biri Adnan Çoker’dir. Kendi anlayışı içinde bir tabana oturan sanatı bütünüyle inandırıcıdır. Yapıtları düşünce ve eylem olarak yetkin bir uç oluşturur. Sanatı; yaşantısı, çağı ve kendi ulusal kültürü ile bütünleşir. Araştırıcı yapısının doğal sonucu olan değişim; kendi kendini yenileme, daha doğrusu kendini aşma çabasıdır.

Sanat, toplumsal yaşantının bir yansımasıdır; öz ve biçim olarak her zaman bir şeyler anlatmaya da zorunludur; yalnız bunu, kendine özgü bir biçimde anlatır. Bu nedenle sanat yapıtlarının tümü (bilinçli ya da bilinçsiz) öğretisel içerikle yüklüdür denilebilir. Biçimi her şeyin üstünde tutan ve içeriği önemsemeyen sanatçılar bile, yapıtlarında şu ya da bu biçimde, bir düşünceyi dile getirirler. Bir düşünce ya da içerikten yoksun sanat yapıtları olmayacağı gibi, bir yapıtta çeşitli düşünceler de dile getirilebilir. Herkesi belli bir içerik etrafında toplamanın ne derece doğru bir uğraş olduğu ayrıca tartışma konusudur. Kanımca, söz konusu tartışmaları sınırlı bir yere kadar süründürüp sanatçıyı kendi kendini denetlemeye bırakmalıdır. Günümüz Türk resminde bu ikilemi (bireysel sanat ile toplumsal sanat) ayrı ayrı sürdüren güçlü sanatçılarımız yok denemez. Bana kalırsa Adnan Çoker, yoğun sanatsal çabalarıyla bu ikilemin bir yüzünde yer alan önemli bir sanatçı görünümündedir.

Kişisel sanatının, 1968 abstre-ekspresyonizm döneminde Adnan Çoker, kendi ulusal sanatının verilerine somut bir içtenlikle eğilir; uzun araştırmalar sonucu resimlerinde, yalın ve özlü diyebileceğimiz şematik bir anlatıma varır. Adnan Çoker’in siyah resimler dizisine hacim (espas) anlayışının katılması, aza indirgenmiş renk değerlerini karşıt anlamda etkilemez. Resmin her iki yarısında tekrarlanan simetrik biçimler, küçük kırık parçalar olarak birbirine döner, siyah karanlığa karşın, düz yüzeylerdeki simetrik biçimlerin belki de, optik anlayışa yaklaşımı bir renk espası düşüncesinin oluşumunu doğrular. Devinimini (hareket) düşey eksenden alan siyah resimlerdeki espas, romantik bir yanılsama yapmadığı gibi, yalın geometri ile sertleşip katılaşmaz; renk, biçim ve yüzeyin uyumu bir yerde birleşir. Resim yüzeyinde bu içtenliğin gerçekleştirilmesi, resmetmekten çok, görme ve düşünme zamanını oluşturan uzun süreli bir olaydır. Fakat bu olay her resimde aynı süreci izler…

Adnan Çoker’in yapıtları, endüstriyel çağın özelliklerini yansıtan biçimler olarak karşımıza çıkar. Sanatçının eğilimi, geleneksel katılımdan (pencere, kemer vb.) görsel bir yararlanıştır. Bu bakımdan resimlerinin kuruluşu ayrı bir özellik taşır ve sanatçı yapıtlarının özünü (altyapı) gözlemiyle bütünlemeyebilir. O’nun düşüncesine göre: Bugün önemli olan sorun, Türk resmine yerleştirilmeye çalışılan (minyatür vb. gibi) geleneksel kültür katılımı ile ilgili yapıtların, kalıp ve kopya şema olarak yaygınlaşmasını önlemektir. (Fethi Arda)

Dış kaynaklar