Ahmet Oran
1957 · Turkish
Ahmet Oran’ın resimleri, dünyevi hiçbir imgeye işaret etmeyen soyut bir karakter sergilemektedir. Bir şeyi betimlemek, perspektif kurallarına uyarak tuval yüzeyinde bir imge oluşturmak onu ilgilendirmez. Başka hiçbir plastik sanat disiplininde olmayan, tuval uzamının yassılığı meselesi bu resmin temel ateşleyici kaynağıdır. Sanatçı büyük bir spatüle sığan büyük bir boya parçasını tüm uzama yayıyor, ardından bu yoğun malzeme ile tuval üzerinde gezinerek kendi derinliği ve ışığı olan dolgun bir düzlem elde ediyor. Pas ya da küf gibi lekelerle gizemli bir derinleşme sağlayan bu resimler, bilinmeyen görmediğimiz bir “öz” sorunsalını akla getiriyor. Bu yapıtlarda hakim olan şey, kendisini belirgin biçimde renk, boyut, teknik, malzeme ile ortaya koyan biçem-içerik ve kimi örneklerde tuval bezini güçlü bir renkle örtme isteğine dönüşen yüzey-renk ilişkisidir. Çalışmalarını Viyana’da sürdüren sanatçı, boyayı bir imgeyi sınırlandırmak ve onu var etmek için değil, tüpten çıktığı halini görünür kılmak için kullanıyor. İzlediğimiz resimde yanılsamayı oluşturan şey, malzemenin yaydığı ışığın ta kendisidir. (Wendy M.K. Shaw, Modern Deneyimler, İstanbul 2007)
Ahmet Oran, 1980 yılında İstanbul’da Akademi’de öğrenci iken Viyana Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okuluna girdi. Prof. Carl Unger’le (1980-1985), sonra Prof. A. Frohner’le (1985-1987) çalıştı. Salzburg ve Graz’da iki sergi ile Avrupa resim dünyasına adım attı. Ahmet Oran bugüne kadar Viyana, Berlin, Linz, Innsbrück gibi kentlerde kişisel sergiler açtı ve karma sergilere katıldı. Linz Modern Sanatlar Müzesi’nde yapıtları bulunan Ahmet Oran, 1999 yılında Peter Baum küratörlüğünde aynı müzede büyük bir kişisel sergi açtı. Ayrıca sanatçının Alman Devleti tarafından yayınlanan 1896-1996 tarihlerini kapsayan “Avusturya’da Sanat” adlı kitapta bir resmi yer almaktadır. (Kunst aus Österreich 1896-1996, Kunst- und Ausstellungshalle, Bundesrepublik Deutschland, 1996) Sanatçı resimlerinin rastlantısal ya da spontan olmadığını, en başından itibaren tasarlandığını vurguluyor: “Bütün aşamaları, sonuna kadar belli bir program dahilinde adım adım gerçekleştiriyorum. Her rengin sunduğu etki tabii ki farklı. Söz konusu olan o etki, o resmin kimliği, karakteri. Bu zaten başından planlanmış bir durum”. Ahmet Oran, resimlerini, “bakıldığında sadece resim olarak algılanan ve hep resim olarak kalacak resimler” olarak tanımlıyor. Levent Çalıkoğlu sanatçı hakkında şöyle diyor: “Ahmet Oran’ın kendi olanakları ve hedefleri ölçüsünde belli bir lirizmi koruyan, üzerine resim yapılan yüzeyin netliği ve rengin tamlığını gözeten, çizginin uzamdaki mevcudiyetini ortadan kaldırıp hacim yanılmasını mistik bir algılama isteğine yönelten, bir pas ya da küf gibi doğru yerde çıkan lekelerle satıhsal bir derinleşme sağlayan, ne gerçekliğe ait herhangi bir referanstan ne de onun yerine geçmeye aday simgelerden hareket etmeyen resimleri, bir “öz’”sorunsalına işaret eden güçlü bir atmosfer önerisi ile karşımıza çıkıyor. Bu yapıtlarda hakim olan şey, kendisini belirgin biçimde renk, boyut, teknik, malzeme ile ortaya koyan biçem-içerik ve kimi örneklerde bütünü katışıksız renkle örtme isteğine dönüşen yüzey-renk ilişkisidir. Sadece var olan şeylerin resmedilebileceğine ilişkin genel katı inanç, boşluğun içerisine itilerek çözümlenmeye çalışılmaktadır. Hiçbir şey uzamsal olmak zorunda değildir. Ne desen ne perspektif gibi uğraşlar resmi olanaklı kılmanın araçları olarak kullanılamazlar.”