İçeriğe geç
Canan Tolon

Canan Tolon

1955

Canan Tolon canlı malzemeleri çalışmalarına katarak, yaratıcı sürecin aktif bir arabacısı olarak suyun potansiyelini ortaya çıkarır. Suluboya ile çalışan bütün sanatçılarda olduğu gibi suyun malzemeleri dönüştürme konusundaki öngörülemez ve sihirli kapasitesinin farkına varır. Tuval üzerinde çimen yetiştirmek yerine metal ve demir levhaları suyla ıslatarak korozyona uğratır ve bunların paslanmalarını, oksitlenmelerini ve başka yüzeylerde leke bırakmalarını sağlar. Bu sayede doğal kimyasal reaksiyonlardan doğan parlak renklerin tesadüfi görsel hareketleri ortaya çıkar. Yer çekimi de bir başka önemli faktör olarak kendini gösterir; Tolon genellikle yerde çalışır ve böylece bütün malzemeleri aynı düzeye indirir. İmge çizmektense, bu maddi dönüşümlerin izini çıkartmak amacıyla organik süreçleri koordine eder. Bu sürecin ilginç bir örneği, İtalyan soyut sanatçı Alberto Burri’nin 1950’lerde yaptığı ve bir seri panodan oluşan “Le Crette (Erezyonlar) adlı işidir. Burri, üzerine kil yaydığı ahşap kaideleri güneş altında bırakarak aşındırmış ve soyut kompozisyonlar elde etmiştir. Canan Tolon, Burri’nin işlerinin kendi işlerine benzediğinin farkında olmamasına rağmen, benzer bir kaynaktan, John Cage’in müziğinden ilham almıştı; 1950’li yıllarda Cage, çevrenin müzik yaptığını ve bestecinin bu müziğin algılanabilmesi için gerekli şartları oluşturması gerektiğini ileri sürmüştü.
(…) Küçük ölçekli çalışmalarla yola çıkan Canan Tolon, 1990’ların başında desen, suluboya, fotoğraf ve kolajdan büyük boyutlu enstalasyonlara geçer. Mimari eğilimlerine fırsat vererek, sergilenen işlerinin her birinin uzamda yeni bir özerklik edinmesine olanak sağlayacak şekilde metal kaideler, karkaslar tasarlar. Bular kısmen Marcel Duchamp’ın “Ready-mades” (hazır nesneler) için hazırladığı kaidelerden ilham almış, kısmen de mobilya tasarımcısı olarak deneyimlerinin yan ürünü olarak çıkmıştır. Canan Tolon büyük lekeli tuvallerden oluşan işlerinin bazılarını kahve telvesi ile gerçekleştirmiştir. Türk kahve fincanlarının dibindeki telveden fal bakmaya açık bir kültürel gönderme vardır. Bu kadar keyifli bir yerde geleceği bulmaya çalışmak tıpkı insanın sanatçıların yaptığı imgelere mutlaka anlam yüklemesine benzer. İnsan Tolon’un işlerinde bazı şeyler görebilse de, aslında bu işler sadece orada olanı, yani kahve telvesini ve sarımsı kahverengi lekeleri temsil eder.
Canan Tolon için mimarlık, sınırlayıcı kuralları, yükümlülükleri ve altında yatan ayrımcılığıyla, çözümden çok sorun üretiyordu. Hayal kırıklığını erken dönemlerdeki kolajlarında gökdelen parçalarını yırtık dolar parçalarıyla bir arada kullanarak ifade etti. Başkaları için çalışmak zorunda olmayan bir sanatçı olarak, mimar araçlarını, çizim yöntemlerini, orantısal sistemlerini, çoğaltma tekniklerini benimseyip hayal gücünde oluşturduğu ve işlevi olmayan hayali programlarda kullandı. İşleri, mimar olarak hayatından ilham alan ama bu hayatın engellerini bir paralel dünya yaratmıştır.
Çağdaş mimarların en büyük sorunlarından biri, önce çizimlerde sonra CAD ile sanal süreçlere kendilerini kaptırmaları ve birçoğunun doğadan ve inşaat yapılacak yerin doğal özelliklerinden kopmasıdır. Genellikle her mekân toprak, su ve bitkilerle doludur ama birçok mimar için bunlar bir utanç kaynağıdır. Ancak Amerikalı Frank Lloyd Wright gibi ilham dolu birkaç mimar, bir bina ile inşa edeceği yer arasındaki organik ilişkiyi göz önünde bulundurmuştur. Ne var ki, birçok çağdaş mimar inşaat alanını altını kazıp üstünü kapatabilecekleri, daha sonra da süsleyici birkaç doğal unsur katabilecekleri bir kadavra olarak görür. 1990 yılların başında Canan Tolon, mimarlığın bu doğal olmayan eğilimlerine karşı çıkarak yaptığı eserlerde organik elemanlar kullanmaya başlar. Natürmort “Still Life” kavramının ironisinden yola çıkarak, araziden derlediği çamur, saman ve çim gibi canlı malzemelerle peyzajlar yapar. Tuvale çim tohumları ekip, büyümeye bıraktığı asamblajlar düzenler. (Richard Ingersoll, “Canan Tolon: Paralel Bir Dünyanın Mimarı”, Finansbank Yayınları, İstanbul 2011)

Dış kaynaklar