Eren Eyüboğlu
1907–1988 · Turkish
Diğer yazımlar: Ernestine Leibovici · Eyuboglu Eren
Eren Eyüboğlu, canlı ve parlak renklerle oluşturduğu eserlerinde yerel özellikleri çarpıcı bir şekilde dile getirerek Anadolu coğrafyası, kültür zenginlikleri ve Anadolu insanı resimlerinin esin kaynağı oldu.
Ernestin Letoni adıyla dünyaya gelen Romanyalı sanatçı, Yaş Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi gördü. 1929 yılında Paris’e giderek André Lhoté atölyesinde eğitimine devam ederek ilk sergisini 1933 yılında Paris’te açtı. 1936’da Paris’te tanıştığı Bedri Rahmi Eyüboğlu ile yaşamını birleştirerek Eren Eyüboğlu adını aldı ve Türkiye’ye yerleşti. Eren Eyüboğlu, canlı ve parlak renklerle oluşturduğu eserlerinde yerel özellikleri çarpıcı bir şekilde dile getirerek Anadolu coğrafyası, kültür zenginlikleri ve Anadolu insanı resimlerinin esin kaynağı oldu.
Eyüboğlu, yurt içinde ve dışında bir Türk ressamı kimliği ile tanındı ve Türk Sanat Tarihi içindeki yerini aldı. Resimle mimarlığın işbirliği konusunda Bedri Rahmi’nin görüşlerini paylaşan sanatçı, 50’li yıllarda girdiği yalın biçim arayışını, daha sonraları lirik-soyuta yöneltti. 70’li yıllardan sonra yeniden figüre dönerek kadın portrelerinde yoğunlaştı. Resim çalışmaları yanı sıra mozaik çalışmaları da gerçekleştirdi.
Eyüboğlu resimlerinde ve mozaik panolarında ağırlıklı olarak Anadolu manzaralarını, karakterlerini ve geleneklerini betimlediği ve canlandırdığından, Anadolu’nun ressamı olarak tanındı, öyle bilindi. Eyüboğlu’nun etnografik malzemeden yola çıkarak folklorik bir skalada eserler vermesi onun Anadolu’ya olan sevgisinin, merakının ve ilgisinin ürünüdür. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine Türkiye’nin dört bir köşesinde gittiği şehirlerde, kasabalarda ve köylerde Anadolu insanının günlük yaşantısını gözlemlemeyi bilmiş, ona yorum katarak değerlendirmiş, eserlerinde o sade hayatın detaylarına yer vermişti. Bütün eleştirmenler ve sanatçı dostları onu besleyen malzemenin Anadolu’nun bitmez tükenmez bu mümbit kültür birikimi olduğunda hem fikirdi. Ankara, Edirne, Bursa, Antalya gibi karakteristik özelliklere sahip Anadolu şehirlerinde uzun süre kalarak bu şehirlerin türlü yönünü resmeden çok sayıda tablo yaptı. Bunun paralelinde Eren Eyüboğlu’nu sınıflandırabilecek bir diğer kavram da onun portre ressamlığıdır. Gölgelerin, ışıkların, kıvrımların ve köşelerin belirginleştiği portrelerinde Eyüboğlu sadece ihtiyarların, çocukların, işçilerin, genç kızların, muziplerin, hamalların, harman yerindeki çiftçilerin simalarını tuvale aktarmamış; onların hususiyetlerine adeta vurgu yapmıştır. Bu özellik hemen bütün portre çalışmalarında görülür. Ressam portreye bakışını ve algısını şöyle özetler:
“Hayır, dışa dönük, doğayla cebelleşen ressam için bile fotoğraf değildir resim. Özel olarak söyledim cebelleşme sözcüğünü. Kim ne derse desin, fotoğrafta cebelleşme yoktur. Resimde ise yalnız cebelleşme vardır. Bir insan var karşımda, poz veriyor bana saatlerce karşımda duruyor, yabancım olmayan, daha önceden tanıdığım bir insan, resmetmeye kalktığımda, ne görüyorum, bambaşka bir yüz. Yıllardır ben bu yüze bakmışım, o insanla konuşmuşum ama onu resmetmeye başladığımda bakıyorum, benim tanıdığım insan değil o.”
Ressam portreyi tanımlarken ise “Yaptığım resmi gören, bu falanca ressamın falanca kişiden yapmış olduğu portredir diyebilecek…” tespitinde bulunur. Eyüboğlu’nun portrelerinde de bu karakteristik özellikler hemen göze çarpar. Eren Eyüboğlu, sanat yaşamının bir döneminde, kısa sürmekle birlikte sayısı hiç de azımsanmayacak soyut resimler yapmıştı. Ancak kullandığı teknikler, gözlem kaygısı ve bu tecrübeleri tuvaline taşıyış biçimi onu soyut resme dönmek ve o alanda çalışmaktan alıkoymuştu. Ressam, soyut resme bakışını: “soyut resim yaptığımda (ki çok kısa sürdü bu) modelsizliğin eksikliğini duyardım. Önünde bir tuval, bomboş. Bir resim yapacaksın, konusu yok, model yok. Nerden başlayacağım, nasıl başlayacağım değildi önemli olan, o boşluğu modelsiz nasıl dolduracağımdı. Dehşete düşerdim. Ve korkumu yok etmek için, ilk işim önümdeki o beyaz tuvali boyamak olurdu. İlkin boyayım, sonra nasıl olsa, bir şeyler çıkar ortaya. Ve her zaman iyi kötü bir şeyler çıkardı. Ama bu çalışmam hiçbir zaman doyurucu olmadı benim için. Bir deniz, bir ağaç, bir yüz, bir insan görmek bunları yaratmak istedim resimde. Bunlar heyecan verdi bana. Bir hiçten resim yaratmak benim işim değildi. Çabuk anladım bunu. Renk leke istif… Hepsi çok güzel ama ben nerdeyim? Ben ancak dış dünyanın öğeleriyle kendi iç dünyamı dışa vurabilenim.” cümleleriyle anlatır. ,
Ressamın mozaik işleri ve duvar panoları ise başlı başına bir çalışma konusudur. Ancak Eyüboğlu bu çalışmaları ile resimlerini “ Bir duvara asılacak resim, o mekânın sahibine göre güzeldir. Ama resim, dekoratif amaçla yapılanlar hariç yani mozaiklerden bahsediyorum, süsleme amacı taşımaz.” İfadesiyle birbirinden ayırır. Eyüboğlu mozaiklerini seyredilmesi saklanması, mekânı süslemesi için yapar. Onun mozaik çalışmaları yerleştirildikleri cephelerden seyrettikleri mekânı doldurur; güzelleştirir. 1956’da Ankara’daki Etibank müdürlük binası için büyük bir mozaik pano hazırlar. Ankara’da, 1955’te daha küçük boyutlu bir mozaik çalışmasına daha imza atar. Ki o da 1955’te tamamladığı ve Hacettepe’de Ankara Çocuk hastanesi için hazırladığı panodur. Ardından hazırladığı ve birkaç sene süren ve 1957’de tamamlanan 4. Levent emlak kredi konutlarının yan cephelerini süsleyen mozaik panolar yerlerine yerleştirilir.
Kâğıt, karton, mukavva, duralit, sunta, kontrplak, tuval, duvar, muşamba ve bütün bunların dışında, benzer sert malzemelerin üzerine yapıştırılmış kâğıt zemin… İşte Eren Eyüboğlu’nun üzerine resim yaptığı; hayalindeki desenleri, portreleri, natürmortları aktardığı malzemeleri arasında yer alıyor. Daha pek çok malzeme, ressamın eserlerine zemin teşkil etmiştir. Aynı şekilde kurşun kalem, yağlıboya, pastel, suluboya ve hatta genellikle portrelerini yaparken diğer malzemelerin yanı sıra kullandığı malzemelerdendi. Eyüboğlu, sanat yaşamı boyunca ürettiği resimlerinde farklı teknikler benimsemiş ve kullanmıştı. Bu uygulamaları, farklı dönemlerde onun birbirinden hayli farklı serler vermesini de sağlamıştır. İşte bu çeşitlilik bile kalbi resim yapma heyecanı ile çarpan bir sanatçının tutkusunu anlatmaya bir ömür yetecektir.
Eren Eyüboğlu yaşamı boyunca biri Bükreş’te diğerleri Türkiye sınırları içinde; İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde olmak üzere toplam 17 kişisel sergi açmıştı. (“Doğa Tutkunu ve Dışavurumcu bir sanatçı: Eren Eyüboğlu”, Burak Çetintaş, Antik Dekor Dergisi, Sayı 109, Kasım-Aralık 2008)