Ergin İnan
1943 · Turkish
Biçimsel açıdan bir su kadar akıcı ve arkalarında suretin uçucu tasını bırakan bedenler, ruhun farklı hallerine gönderme yapan iç içe geçmiş çift perspektifli yüzler ve gözler, mikrokozmos’un gizemini görsel bir atlasa çeviren doğa sergisi, İslam dünyasının tasavvufi yönünü imgeleştiren yıldızname, falname, tılsım, mühür ve kaligrafik yazının plâstik yapısı, vücudun el ve ayak gibi organlarına atfedilen büyüsel bir bakış, Ergin İnan’ın görsel belleğinin yansımalarıdır. Sanatçı kendi iç dünyasını doğada aramakta ve seçtiği nesneleri, böcekleri veya embriyonik insanları betimlerken resimle yazıyı birleştirmektedir. Doku ve ayrıntı titizliği içinde üçüncü boyutu önemsemeden renklerin parlak boya katmanları ile rengi bir öge olarak kullanmaktadır.
1963 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’inden mezun olan Ergin İnan, 1964-68 yılları arasında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Yüksekokulu Resim Bölümü’nde eğitim görür. Ergin İnan 1970’lerden başlayarak kelebek, yusufçuk gibi böcekler ya da sürüngenler, embriyonik insan figürleri, eski kültürlerin imgeleri, su damlaları, kaligrafi, Latin ve Arap harfleri ile yazılmış metinler ve çok canlı renkler kullandığı belli başlı öğeler oldu. Biçimsel açıdan bir su kadar akıcı ve arkalarında suretin uçucu tasını bırakan bedenler, ruhun farklı hallerine gönderme yapan iç içe geçmiş çift perspektifli yüzler ve gözler, mikrokozmos’un gizemini görsel bir atlasa çeviren doğa sergisi, İslam dünyasının tasavvufi yönünü imgeleştiren yıldızname, falname, tılsım, mühür ve kaligrafik yazının plâstik yapısı, vücudun el ve ayak gibi organlarına atfedilen büyüsel bir bakış, Ergin İnan’ın görsel belleğinin yansımalarıdır. Haklı olarak onun sanatı, birbirlerine bir zincir gibi bağlı kültürlerin yaydığı görsel ve düşünsel enerjiden beslenir: Doğu coğrafyasını soluyan bir sanatçı olarak Ergin İnan, Ön Asya’nın mistik inanç ritüelleri ile ilgilenir, Batı’nın akılcı ve eleştirel form dilinin sınırları içerisinde gezinir. Mesnevi’nin aşk, ışık, beden ve inanç fikri ile varoluşçuluğun dünyayı anlama ve anlamlandırma çabasını yan yana getirir. Ayrıca tüm insanlığı ilgilendiren yaratılış teorileri de onun resimsel dilini yönlendiren bir başka düşünsel açılımdır. Tarihin çok parçalı seyir ve kimliğine saygı gösteren beden ve düşüncesini varoluşsal bir dünyanın kültürel ve düşünsel değerlerine açan bir bakış açısıdır bu. Bu nedenle Ergin İnan’ın sanatının omurgasının oluşturan insan bedeni, her şeyin merkezinde yer alan insanın sonsuzla ilişkisine dair bir işarettir. Kimi örnekte bir mihenk taşı gibi incelip uzayan bu bedenler açık bir özneye denk gelmeden gösterilemeze var olmayan bir içerik olarak gönderme yapar. Bu açık bir kişilik değil görüntüye dönüşen bedenin ve zamanın bilincidir.
1968 yılından günümüze kadar çok sayıda kişisel sergi açan sanatçının sergileri arasında, 1979 yılında Galeri November Berlin’de, 1988 yılında Galeri Nev-İstanbul’da, 1995’te Yapı Kredi Bankası Kazım Taşkent Sanat Galerisi, 2001’de Galeri Artist-İstanbul’da açtığı sergiler sayılabilir. 2001 yılında İş Sanat Kibele Galerisi’nde sanatçının retrospektif sergisi düzenlenmiştir. 2008 yılında ise Galeri Artist- Berlin’de kişisel sergilerini gerçekleştirdi. Kişisel sergilerinin yanında 1972 yılından itibaren karma sergilere de katılan sanatçının yapıtlarının bulunduğu kalıcı koleksiyonlar arasında, Ankara ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Müzeleri, Berlin Dahlem Museum, Munich Haus der Kunst, Frechen Kunstverein, - Cleveland Modern Art Museum, Londra, British Museum, Belçika Fredrikstad Modern Art Museum müzeleri sayılabilir.
(“Yeni Yapıtlar Yeni Ufuklar”, Levent Çalıkoğlu, İstanbul Modern Yayınları, İstanbul 2009; “Ergin İnan Resimleri Üzerine Bir Analiz - Evrenin Gizi”, Kıymet Giray )
“Fantastik gerçekçi resimlerinde çok boyutlu, çok anlamlı ve çok görüntülü varlıkların sürekliliği ekolojik, biyolojik ve tinsel bağlamda ele alınmakta, evrensel imgelerin yanı sıra kültürel imgeler de kullanmaktadır. Kaligrafi, dinsel kitap sayfaları, eski mezar taşlarını anımsatan yazılı yüzeyler, portreler, yüzler, sözler, eller ve böcekler, yeni ve özgün bir anlatım biçimi içinde bu resimlerde yer almaktadır. Kullanılan imgelerin hiçbirisi yeni, bilinmeyen ve yaratılmış imgeler değildir. Tüm gerçekleri ile tanına nesneler olarak sanatçı tarafından açıkça görülebilen nesnelerdir. Rönesans ustalarının çizgi ve betimleme kaygıları ile teknik ustalığı Ergin İnan’ın mistik arayışları ile Doğu-Batı sentezine ulaşmakta, doğal olan soyutlama gereksinimi duyulmadan olağanüstü yapılmaktadır. Sanatçı kendi iç dünyasını doğada aramakta ve seçtiği nesneleri, böcekleri veya embriyonik insanları betimlerken resimle yazıyı birleştirmektedir. Doku ve ayrıntı titizliği içinde üçüncü boyutu önemsemeden renklerin parlak boya katmanları ile rengi bir öge olarak kullanmaktadır. Çizgi, çatlak olarak veya kâğıtta leke ve ton olarak kullanılmakta, eskimişlik etkisi yapan yırtılmış ve sararmış sayfa yüzeyleri ile geçmişe göndermeler yaparken metafizik duygu çağrışımları ile psikolojik yanı ağır basan yapıtlar üretmektedir. Bu mitik duyarlıkla şekillendirilen yapıtlarda en ilkel ve basit canlılardan, en gelişmiş insana dek tüm canlıların yüz yüze olduğu yaşam ve ölüm diyalektiği vurgulanmakta, yaşamla ölüm karşı karşıya değil yan yana ve birbirini tamamlar biçimde yer almaktadır.” (“Günümüz Türk Resim Sanatı”, Ayla Ersoy, Bilim Sanat Galerisi Yayınları, İstanbul 1998)