İçeriğe geç
Fikret Mualla

Fikret Mualla

1903–1967 · Turkish

Diğer yazımlar: Festrik Moualla · Fikret M. Saygi Moualla · Fikret Mouallâ · Fikret Mouallâ Saygi · Fikret Muallâ Saygı

Fikret Mualla fovizmin renkçiliği izinden giden lirik dışavurumcu bir anlatımın egemen olduğu resimlerinde suluboya, guaj, kurşun kalem ve füzen ile çalıştı. Yokluklarla dolu yaşamı boyunca yaptığı resimlerinde, Paris’in sokaklarını, gece ve bar hayatını konu aldı, az sayıda çiçek resminin olduğu natürtmortlarında şarap şişeleri, balık ve diğer yiyecekleri konu etti.

Modern Türk resminin yurtdışındaki en tanınmış temsilcilerinden Fikret Mualla 1922’de Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer ve Arthur Kampf’ın öğrencisi olur. 1926’da öğrenimini tamamlayarak döner ve 1927 yılında Galatasaray Lisesi’nde resim öğretmenliği yapar ve 1928’de de istifa ederek Almanya’ya döner ancak alkol sorunu nedeniyle Berlin’de bir akıl hastanesinde tedavi görür. İstanbul’a döndükten sonra Ayvalık’a resim öğretmeni olarak atanır ancak bir süre sonra bu görevinden de istifa eder. 1930- 34 yılları arasında Beyoğlu’nda oturur. Nazım Hikmet’in “Varan 3” (1930) ve “Benerci Kendini Niçin Öldüdürdü?” (1932) kitaplarını resimler. “Lüküs Hayat”, “Deli Dolu”, “Saz Caz” operetlerine kostümler ve Yeni Adam dergisine desenler çizen sanatçı 1932’de ünlü Alman oyun yazarı Schiller üzerine hazırladığı bir kitabı yayımlandı. 1934’de ise ilk sergisini Beyoğlu Kapps Kitabevi’nde açtı. 1939’da New York Dünya Sergisi’nde, yöneticiliğini Abidin Dino’nun yaptığı Türk Pavyonu’na İstanbul’un çeşitli semtleriyle ilgili 30 kadar resmi ile katılır. Aynı yıl Paris’e gider ve burada Grande Chaumiére Akademisi’nde Othon Friesz’in atölyesinde çalıştı. 1953’te Saint Anne Hastanesi’ne yatırıldı ve burada desen ve çeşitli notlardan oluşan bir anı defteri tuttu. 1954- 55 yıllarında Hastanede yaptığı resimlerden Dina Vierny’ye satmış olduklarıyla iki büyük sergisi açıldı. 1956’da tekrar aynı hastaneye yatırıldı. Hastaneden çıktıktan sonra sanayici Lhermine ile yaptığı anlaşmaya bağlı olarak Monceau Parkı çevresinde bir otelde yaşarak resim yaptı. Lhermine, bölgenin en tanınmış galerisinde Mualla’ya üç sergi açtı. 1957’de Yourki Desnos, Fikret Mualla’nın dört deseninin yer aldığı “Moualla” isimli bir katalog yayımladı. 1960’da Raquel Anglés ile tanıştı ve onun himayesi altına girerek Paris’teki dairesine yerleşti yıl sonra sağlıksız yaşam koşulları nedeniyle Anglés tarafından Güney Fransa’daki küçük bir köy olan Reillanne’daki evine yerleştirildi. 1964’te Bruno Bassano Galerisi Mualla’ya kişisel bir sergi yaptı. Reillanne’da vefat eden sanatçının naaşı 1974 yılında Türkiye’ye getirildi.

Fikret Mualla’nın portrelerinin hangisi gerçek kişilere ait, bu konuda hiçbir bilgimiz yok. Ne mektuplarında ne de onu tanıyanların yazdıklarında Mualla’nın portreci kimliği vurgulanıyor. Ressam modellerini karşısına mı yerleştiriyor, yoksa bu yüzleri bilinmeyenden mi çağırıyor, bilemiyoruz. İnceden inceye saatlerce etüt edilen yüzler değil bunlar. Hatıradan gelir gibi anlık, kısa süreli bir izlenimle kâğıdın üzerinde beliriveriyorlar. İçlerinde, nefes alan gerçek bir kişiyi hedef alanları da var. Yüzü meydana getiren hatların yutulduğu ama genel çehrenin çizgi ve renkle canlandırıldığı bu portreler, telaş ve heyecanla boyanmış gibi. Ama Mualla daha çok genel izlenimi, yüzün sahibinin genel karakterini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Yüzün doğuştan gelen ve sonradan kandığı tüm karakteristik özelliklerini yakalamayı hedefliyor. Ayrıntıyı değil ifadeyi, bir perde olarak yüzün takındığı maskeyi değil ruhu arıyor.
Bu portrelerin çoğu, Mualla’nın yaşamı boyunca karşılaştığı, gözlemlediği kişiler olmalı. Kimi hüzünlü, kimi düşünceli, kimi melankolik. Tam karşıdan çizilmelerine rağmen, gözlerine sinen ifade, arkamızdaki belirsiz bir boşluğa bakıyormuş duygusu uyandırıyor. Şimdiye değil geçmişe, ressamın onları hatırladığı zamana bakıyorlar. Yüzlerini meydana getiren çizgi ve renk, ayrıntılı bir biçimde yüz hatları tanımlamasa da, yaşadıklarını, nefes aldıklarını duyumsuyorsunuz. Ama ressamla ne zaman, hangi şartlar altında ve nerede karşılaştıklarına dair en ufak bir tahminde bulunamıyoruz.
Kalabalığın içerisinde öne çıkan yüzler olma ihtimali de var bu portrelerin ressamın kendisini yakın hissettiği, bir arada olmaktan mutluluk duyduğu kişilere de ait olabilirler. Etrafında olan biteni meraklı gözlerle inceleyen Mualla için belki de ufak bir bakışın, kaçamak izlenimin sonucu belirivermiş olmaları mümkün.
Bu portrelerde gözler, yüzün diğer uzuvlarından öne çıkartılmış durumda. Belli ki Mualla’ya göre, ruhu kayıtsızca dışarı taşıyan gözler, bazı örneklerde, içine girilemeyecek bir karanlık olarak da gösterilmiş. Bu gözlerde kendisini, yalnızlığını görüyor olmalı ressam. Başkalarını bu kadar çok betimlediği halde tek bir oto-portresini yapmamış olmasının başka bir nedeni olabilir mi? (“Fikret Mualla Retrospektifi”, Levent Çalıkoğlu, İstanbul Modern Yayınları, İstanbul 2005)

Dış kaynaklar