İçeriğe geç
Güngör Taner

Güngör Taner

1941 · Turkish

Güngör Taner’in resminde renk, öncelikle bu özerkliği vurgulayıcı yönüyle karşımıza çıkacaktır. Salt renklerin diliyle konuşmayı seven sanatçılar grubunun bir üyesi olarak Taner, çok koyu tonda bir rengin yanında çok açık tonda bir başka rengi kullanırken, tablonun bütünüyle ilgili duyumsal içerikli bir anlam peşinde olduğu izlenimini hep canlı tutar ve genel yapıyı bu izlenimle pekişmesi yönünde biçimlendirir.
Doğadaki nesnelerin ve canlı varlıkların tanımında işlev yüklenen resmin, bu alışılmış işlevin ötesinde özerk kimlik kazanması, kuşkusuz soyutçu anlayışın yaygınlaşmasıyla mümkün olabilmiştir. Bu bağlamda çok renklilikten tek renkliliğe uzanan süreçte rengin özerklik işlevi, kendine yeterliliği, aynı zamanda modernizmin de serüvenidir. Güngör Taner ise çağdaş resim sanatımızdaki soyutlama geleneği içinde, “zihinsel-spontane ikilemini yansıtan bir eylem kategorisi”ne bağlanır. Hem düşünülerek kurgulanan hem de kendiliğindenlik içinde kısa sürede oluşturulmuş izlenimi veren bu “ikilem”, resmin ve sanatçısının doğal kimlikselliği ile ilgilidir. “Paris soyutundan (Hartung, Kline, Soulages, Mathieu, Kupka, Poliakoff, Delaunay) önemli derecede etkilenmiş” olsa da bu kimlikselliğin arka planda varlığını duyurması, öncelikle renk konusunda kendi deneyimlerinin önemini rezerv olarak her resminde değerlendirmiş olmasından kaynaklanıyor. Taner’de boyanın kullanımı, tablonun olağan boyutlar üzerine çıkan geniş yüzeyi ile dengeli bir oluşum içinde yatay, dikey ve yanal bir düzen şemasına bağlı olarak merkezden çevreye yayılan bir uyum gösterir. Ancak bu uyum, durağan değil aktif, aynı zamanda da yüzeyi geriye ve öne doğru delen gel-git renk hatlarıyla sağlanmış olduğundan duyumsal etkiyi canlı tutar. Renk bloklarının bir birine farklı konumlarda ve espas etkisini pekiştirecek doğrultuda yerleştirilmesi, renklerin açıklık koyuluk değerlerini daha da çarpıcı bir düzeye taşır. Parçanın bütünle oransal bağı, bir rengin öteki renkle oransal bağını destekleyici ve eşit ağırlıktadır.
Güngör Taner’in resminde soyutçu kavrayış bünyesinde hep taşıya geldiği duyumsallığı, dışavurum tekniği ile desteklenmiş bir içerik sorunu olarak almıştır. Buna rengin konuşkanlığı ya da iletkenliği gözüyle de bakılabilir Saltık bir görsel eleman olarak rengin, anlamsal bir doku taşıyor olması, Güngör Taner’in sanatına özgü bir ana damarın varlığını düşündürür. Bir ana damar olarak renk, oluşturduğu kompakt yoğunluklarda resim boşluğu içinde hem uçuşan hem de ağılığını duyuran bir düzenle seyreder. Uçuşur göründüğü yerde kütlesel bir etki yaratırken, ağırlığını duyurduğu yerde birden hafifleşmiş gibi görünür. Bu ikilemli karakter renkten kaynaklanan bütün dışavurum özelliklerini bir arada kullanma isteğiyle ilgilidir. Dikey, döngüsel ve yatay devinim unsurlarının, hiçbir nesne elemanına gönderme yapmadığı yerlerde bile nesneye özgü üç boyutluluk taşıması bundandır. Burada rengin üstlendiği işlev, bir iş oluşturma, bir yapıt (opus) üretme bağlamındadır. Bunda başat (dominant) bir öncelikle kendini göstermesi, rengin oluşturuculuk niteliğine ilişkindir. Renklerin akıtılmasıyla (dripping) sağlanan anlatım biçiminden farklı olarak, renkle oluşturulan simgesel ya da yapay “ifade nesneleri”dir Güngör Taner’in resimlerinde tanık olduklarımız. Sanatçı bu ifade nesnelerini kendi içinde kurgular ve öylece remine yerleştirir. Bunu yaparken, klasik resimde geçerli olan tasarım yöntemlerini kullanmadığı için, yalnıza renksel kurgulardan söz edebiliriz. Bu öykücü (raconteur) değildir bu anlamda; hiçbir şey anlat5maz ama anlatılıyor izlenimini yaratan duyumsal bir iletişim kurar izleyiciyle kendi arasında. Bir biri içine geçen, sonra gevşeyerek dağılan, daha sonra yeniden birbirine kilitlenen renk yumakları, gergin bir ruh halinin yatışması, bir başka yerde yeniden patlama aşamasına gelmesiyle sürekli bir dönüşümü yansıtır. (“Güngör Taner: Ritm ve Devinim”, Kaya Özsezgin, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2008, s.34-40)

Dış kaynaklar