Hakkı Anlı
1906–1990 · Turkish
Soyut kompozisyonlarında sanatçı, tablo yüzeyini kalın fırça darbeleriyle belli bölümlere ayırdıktan sonra, yukarıdan aşağıya, sağdan sola doğru ilerleyen ritimler oluştur. Her ritm duyarlı renklerle farklı farklı çalışıldığı için, kompozisyonun tamamında birbiriyle uyumlu renklerin yarattığı atmosfer, izleyiciye sanatçının her fırça darbesini takip etme şansını verecek denli berrak ve açıktır. Anlı’nın soyut kompozisyonlarında dikkati çeken en önemli olgulardan biri de, sanatçının “ışık olgusu”nu kullanmasıdır. Bilindiği gibi güneş ışığı, üzerine düştüğü alanı formlandırır. Anlı güneşin oluşturduğu ışık olgusundan çok, renklerin içindeki ışığı çıkarmaya yönelir… Sanatçı 1952-1960 yılları arasında siyah, gri ve toprak renkleri tercih etmesine rağmen, 1960-1971 yılları arasında paletini renklendirerek kırmızı, sarı, turuncu, deniz mavisi gibi canlı renklere de yönelir.
1932 yılında Sanayi Nefise Mektebi’nde mezun olan sanatçı ilk sergisini Ankara'da açmıştır. 1941 yılında Halkevleri tarafından organize edilen "Yurt Gezileri”ne katılarak Kütahya’ya gönderilmiş ve o yöreyi yansıtan resimler yapmıştır. 1941 yılında “d grubu”nun 9. sergisine resim vererek grup üyesi olan Anlı, grubun resmen dağılışına kadar sergilerine katılmıştır. 1947 yılında Paris’e giderek iki yıl kalan sanatçı 1950’lere kadar “d Grubu” sergilerine eser göndermeye devam etmiştir. Sanatçı 1954 yılında Fransa'ya yerleştikten sonra soyut resme yönelen Hakkı Anlı, kişisel sergilerini Paris, St. Gallen, Münih gibi şehirlerde gerçekleştirir. Eserlerinin birçoğu İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde, ayrıca yurtdışında da birçok galeri ve müzenin özel koleksiyonunda yer almaktadır.
İlk soyut denemelerine 1952’de İstanbul’da başlayan sanatçı, o dönemdeki deyişle “non-figüratif” resimlerine, 1954 yılının sonunda yerleşmek amacı ile gittiği Paris’te yönelmiştir. Anlı’nın soyut kompozisyonlarını “Lirik Soyut” olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü o yıllarda Paris’te soyut çalışan sanatçılar arasında bir tarafta boyanın lekesel değerlerini ön plana çıkaran “Lirik Soyutçu”lar (Pierre Soulages, Andre Lanskoy, Georges Mathieu) ile geometrik kurgulara dayalı kompozisyonlar geliştiren “Geometrik Soyutçular” (Wassily Kandinsky, Jean Devvasne, Serge Poliakoff) arasında kıyasıya bir mücadele vardır. Anlı, Kübist döneminde edindiği tecrübelerle (resim yüzeyinin belli parçalara ayrılması, her parçanın farklı boyanması sonucunda tabloya ritm kazandırılması, bunun renklerle desteklenmesi gibi) soyut kompozisyonlar oluşturmaya yöneldiği için, çok kısa bir sürede o dönemde Paris’te yapılan güncel sanatla bire bir örtüşen bir resim dili geliştirir.
Nicolas de Staël, Pierre Soulages, Selim Turan gibi sanatçıların resimlerinde gözlenen renklerin kendi ışığı, Anlı’nın resimlerine bakıldıkça etkisini arttıran, adeta resmin büyüsü” olarak nitelendirilebilecek özellikler kazandırır. Sanatçı 1952-1960 yılları arasında siyah, gri ve toprak renklerini tercih etmesine rağmen 1960-1971 yılları arasında paletini renklendirerek kırmızı, sarı, turuncu, deniz mavisi gibi canlı renklere de yönelir. Bir rengin farklı tonlarını yan yana kullanarak “resimsel tatlar” oluşturan sanatçı, kimi kez tuvalin belirli yerlerini boyamadan bırakarak, bazen de kompozisyonun farklı yerlerine serpiştirdiği sarı sarı, beyaz ve mor renklerin yardımıyla, izleyicide tablonun adeta arkadan aydınlanmış olduğu hissini uyandırır.
1970’lerde yakın dostu Mübin Orhon’un da etkisiyle kâğıt üzerine akıtma tekniğiyle çalışmaya başlayan Anlı, akrilik malzemeyi kullanmasının da etkisiyle, oldukça renkli, hareketli kompozisyonlar oluştur. 1975’lere gelinceye dek soyut resmin anlatım olanaklarını araştırarak kendine özgü deneylere giren sanatçı, sürekli olarak lekesel değerlerin peşinde ilerlediği için, tuval yüzeyine farklı farklı büyüklüklerde yerleştirdiği lekelerin yavaş yavaş insan vücudunu andıracak şekilde yoğunlaşmalarını ilgiyle takip eder. 1970-1975 yılları arasındaki dönemde figür olgusunun lekesel değerlerle, çoğu kez çağrıştırıcı olarak, belirsizlik içinde Anlı’nın resmine girdiği gözlemlenir. Değişimlere, etkilenimlere açık bir sanatçı olan Hakkı Anlı, resimlerinin kendisini belli programa bağlı olmadan getirdiği noktada, önce semi-figüratif soyutlamanın tecrübelerinden faydalanarak üslubunu değiştirmeye yönelir. (“Hakkı Anlı: Öner Kocabeyoğlu Koleksiyonu”, Necmi Sönmez, Kitap Yayınevi, İstanbul 2008)