İhsan Cemal Karaburçak
1897–1970 · Turkish
Karaburçak sanat anlayışının hep aynı kaldığını ancak yönelimlerinde değişmeler olduğunu söylüyordu. Sanat anlayışının hep aynı kalmış olması, onun şu veya bu resim anlayışına ait olması anlamına gelmiyor; bu ifade ediş, kendi özgün anlayışlarını sürdürdüğü şeklinde anlaşılmalıdır. “Soyut mu somut mu” soruları karşısında verdiği cevaplarda “Akademik istibdattan kurtulmuş bugünkü özgür sanatçının şimdi de “bir kere non-figüratif yapan artık figüratif yapmamalı” gibi bir kısıtlamaya tabi tutulamayacağını”, sanatçının istediği tarzı uygulamakta tamamen serbest olması gerektiğini söyler… Kendisine bu konuda bir kısıtlama getirmediği görülmektedir; “o dakikanın ilham ve etkisi altında bezen sorut, bazen de soyutlanmış figüratif resimler yapıyorum” diyecektir. Gerçekten Karaburçak’ta soyut ve soyut figürasyon resimler, bazen birisi öne çıksa da her zaman yan yana duracaktır. Bunu kanıtlamak ister gibi sergilerinde de soyut kompozisyon çalışmalarıyla soyutlanmış figürasyonlara yan yana yer verecektir. Bu bakımdan Karaburçak için “dönemlerden” söz etmek kolay değildir. Ayrıca böyle bir inceleme yapmak da güçtür. Çünkü bu konuda en önemli kaynak olabilecek tabloların yapılış yılları belli değildir. Karaburçak resimlerine ad koymadığı gibi yıl da belirtmemiştir (…) tanınabilen ve tahmin edilebilenlere bakılarak sadece 1950’li yılların başlarındaki çalışmalarında dış çevreden figürasyon ağırlıklı soyutlamalar, natürmort ve portreler dikkat çekerken, 1950 sonlarından itibaren soyut kompozisyon çalışmalarının arttığı, figürasyondaki soyutlamanın da daha belirgin bir biçime dönüştüğü, son yıllarındaki resimlerinde ise figürasyonun lirik ve sakin bir anlatımla öne çıktığı söylenebilir. Kendisiyle yapılan bir görüşmede “Yaptığım resim biçimlerini adlandırmaya gelince, buna imkân olduğunu sanıyorum. Bir tek cevabım olabilir; kendi resim biçimlerim…” diyecektir.
Karaburçak 1951 yılında “önce fikir sonra uygulama” derken sanat anlayışında önceliği düşünceye verdiğini anlatmak istiyordu. Bu açıklama akla hemen “toplum için sanat” anlayışını, ideist ya da anlatımcı bir resim tarzını getirmemelidir. Karaburçak açık bir şekilde sanat sanat içindir” demektedir. Sevdiği için resim yaptığını ve iyi resim yapınca mutlu olduğunu söylemektedir. Karaburçak “önce fikir” derken Nabiler’in resmin belli kanunları olmalıdır, “bir tablo belli bir düzen içinde renklerle örtülü düz bir yüzeydir” görüşlerine katılmakla birlikte, sorunun “belli bir düzenin” ne olduğundan kaynaklandığına, herkesin kendi düzenini ortaya koyması sonucu da birçok akımın ortaya çıktığına dikkati çekmektedir. Karaburçak’ın bu değerlendirmeden çıkardığı sonuç kendi resminin bir yasası ve düzeni olması gerektiğidir. Bu o kadar belirgindir ki, birçok kişiye Karaburçak’ı ilk bakışta tanıtan, hatta “Karaburçak hep aynı resmi yaptı” dedirten özellikler buradan kaynaklanmaktadır. Karaburçak’a göre iyi resim yapmak için düşünce ürünü kanunlar, düzenler gereklidir ancak yeterli değildir. Esas olan içiten gelen “fışkıran” yaratıcılıktır. Biçim bu düşüncenin ve yaratıcılığın eseri olacaktır. Karaburçak bir tabloya neresinden ve nasıl başlayacağını bildiğimi hiç hatırlamıyorum” diyecektir. Ona göre resim oyun gibidir. Çocuğun kâğıt üzerinde kalemle oynaması gibi yapılır ve o resmin neresine nasıl motiflerin gireceğine şuuraltı karar verir. Karaburçak izleyenlerin de resimleriyle içten ve doğrudan bir ilişki kurmasını istiyordu. Resimlerini adsızlığa ve tarihsizliğe mahkûm etmesini bu isteğinin bir sonucu olarak değerlendirmek gerekiyor. ‘’Ben resimlerime ad koymuyorum. Herhangi bir manzara şuradan veya buradan olabilir. Bunun ne değeri var, önemli olan ressamın o manzarayı nasıl gördüğü ve resmettiğidir’’ diyordu. Karaburçak resminin bütünlüğünü korumak amacıyla imzasını bile ‘ICK’ olarak kısaltacak ve tablosunun içine bir motif olarak kullanacaktır. (Murat Ural, İhsan Cemal Karaburçak, Milli Reasürans Art Gallery, İstanbul 1995)
İhsan Cemal Karaburçak, akademik eğitimi reddederek kendini geliştirmiş sayılı otodidakt sanatçılar arasında yer alır. Natürmort ve portrelerinin yanı sıra özelikle doğadan esinlenmeleri, kent görünümleri ve son dönem soyutlamalarıyla bilinen Karaburçak, modern sanatı yakından inceleyerek, düşünerek ve araştırarak kendini geliştirmiş, döneminin akımlarından ve sanatçılarından etkilenmeden kendine özgü bir resim dili oluşturmuştur. Akademi ve İstanbul çevresinden uzak Ankaralı bir ressam olarak yapıtlarını yurtiçi ve yurtdışında sıklıkla sergileyen Karaburçak resim yapmayı sevdiği kadar bu sanatı sevdirmeyi de görev edinmiş, eleştiri ve sanat anlayışını yansıtan yazılarla döneminin sanat ortamına katkıda bulunmuştur. 1951’den itibaren açtığı kişisel sergileri nedeniyle “Sanat Anlayışı” adı altında bir dizi broşür yayımlayarak “Genç Arkadaşım” diye seslendiği sanat meraklısına kuramsal bilgiler ve görüşler iletmeye çalışan sanatçı 1956’da Ankara’da kendi adını taşıyan bir galeri açar. Türk Plastik Sanatçıları Derneği Başkanlığı yapan Karaburçak, Sanat Tenkitçileri Cemiyeti, Çağdaş Ressamlar Cemiyeti’nin üyeliklerinde bulundu. Ankara’da Siyah Kalem Grubu isimli bir ressamlar topluluğu oluşturdu. 1962’de Venedik Bienali’ne katılan İhsan Cemal Karaburçak, 1968’de 29. Devlet resim ve Heykel Sergisi’nde ikincilik ödülü kazanmıştır. Resimlerine imzasını kısaca İCK olarak atan Karaburçak, Ankara ve yöresinin koyu mor ve lacivert tonlar içinde geceye dönüşen görüntüsünü, kendi paletine özgü bir resim türüyle özdeşleştirmeyi başarmıştır. Saf bir duyarlık, içten bir doğa ve insan sevgisi, etkileri aşmaya çalışan bilinçli bir seçicilik, onun resimlerine özgün bir kimlik katmıştır.