İrfan Önürmen
1958 · Turkish
İrfan Önürmen’in resimlerinde görülen her biri günlük yaşam içerisinde değişik rollere bürünen, Andy Warhol’un deyişiyle “on dakikalığına meşhur olan” sıradan kişiler. İrfan Önürmen’in işleri, 90’lı yıllarla birlikte bir kolaj yığını haline dönüşen toplumu deşifre etmek, kimliksizleşen, bir başkası olmak için çırpınan ama bir türlü “öteki” olamayan bireyin çapraşık durumunu göstermek ve tüm bu trajediyi kapsar şekilde içinde yer aldığı bütünün düzen yapısını didiklemektedir.
Çalışmalarında sistemin pompaladığı günübirlik süper kahramanlar (futbolcu, güreşçi, mafya babaları), patlamaya hazır gettonun linç girişimleri, gece bar çıkışı kameralara yakalanan ve yaşamları sadece bu anlardan ibaretmiş izlenimi uyandıran tipler, sanatçının eleştirel dilinin başlıca malzemesini oluşturur.
Sanatçı, kendisine model olarak seçtiği bu tiplemeleri ne bir sömürü nesnesine dönüştürür ne de onların hayatlarından çaldıkları ile yeni bir dünya tasarlamaya kalkar. Onun oluşturduğu kolajlı yapı, çevresinde dağılmışlık, bozulma, kirlenme ve absürdlüğün acı tadını barındırır.
Onun için kolaj, biçime olduğu kadar içeriğe de müdahale eden yarı steril bir katalizördür. O yüzden kolajın ne resminin tamamını ele geçirmesine müsaade eder ne de belirsiz bir ayrıntı gibi yüzeyde asılı kalmasını ister. İrfan Önürmen’in işlerinde kullandığı resim dili Levent Çalıkoğlu’nun da belirttiği gibi “sokağın ve zamanın çok katmanlı yapısına karşılık gelecek şekilde parçalı ve tamamlanmamışlık etkisi taşır.”
Sanatçının işlerinde abartıya kaçmayan dramatizasyonun ifade gücünden yararlanması yapıtlarında dikkati çeker. Bunu yaparken de otoriter bir akademik üslup ile değil, içerisinde kinaye ve zengin mecazlar, duygusal karışıklıklar barındıran bir lehçeyi yeğler.
Bir "gövde" kendisini ne kadar temsil edebilir?
1990’lı yılların başında, sadece kontur çizgileri ile belirgin kılınan siluetimsi figürler sökün eder İrfan Önürmen’in resimlerinde. “İzdüşümler” olarak adlandırılan bu çalışmalarda daha önce tuval mekânını tek başlarına sahiplenen tekil figürler, yerlerini üst üste kapaklanan, birbiri içerisinde yuvarlanan yığınlar bütününe bırakır. Artık “genelev” serilerinde olduğu gibi ne bir ana içerik ne de bu içeriğe yön veren poz verir durumda belirgin karakterler vardır. Konunun merkezinde yer alan tekil figürler siluet halinde çoğalarak bütüne yayılmıştır. Farklı karakterler ve doğal olarak farklı yaşamlar sahiplenmiştir tuval uzamını. Genelev odalarında dolanan bakış bu sefer yakın çevreye kaymıştır. Bu siluet halinde üst üste binen gölgeler namaz kılan anne, sevgili, arkadaş… gibi İrfan’ın yakın çevresindeki insanların üst üste binmiş konturlarıdır. Genel olarak bakıldığında kompozisyona kaotik bir biçimselliğin hakim olduğu söylenebilir. Buna karşın, teker teker her figürün sınırlarını tayin edebilir, izini sürerek bütünselliğini elde edebiliriz. Burada birbiri içerisine kaynaşan tek şey figür değil, aynı zamanda yaşamın kendisidir. Yani bir toplumu oluşturan eşit parçalar bütünü olarak “insan”dır. Görünüşte biçimsel olarak bir farklılık dikkat çekse de içerikte değişen hiçbir şey yoktur İrfan Önürmen’in bu dönem çalışmalarında. Ele aldığı konu yine insan ve yine insanoğlunun sosyolojik ve psikolojik yapısıdır. Ona göre toplumun genel yapısı, bölündükçe her zaman için yine kendisi olacak büyük bir alev gibidir. Genelev serilerindeki tekil kahramanlar bu alevin en küçük parçası idi, şimdi ise bu alev giderek yayılmakta ve bütünü ele geçirmeye çalışmaktadır.
Görüldüğü üzere İrfan Önürmen resmi, içerisinde bulunduğu durumu eleştiren, açık bir “sorgulama” resmidir. Önürmen, her ne kadar tekil bireyler üzerinde bu sorgulamayı sürdürüyormuş gibi görünse de, hedeflediği şey toplumun tamamıdır. Figürlerin yüzlerini netleştirmek yerine belirsiz bırakmasının kaynağı belki de budur. Ayrıca onları bir duruşma salonundaymış gibi tek başlarına tuvalinin ortasına yerleştirmesi, akla sorgulamayı kimin gerçekleştireceği türünde bir soru getirir: Eğer sorgulanacak biri varsa yapılacak ilk iş öncelikle “ayna”ya bakmaktır. Ortaya çıkan görüntü, en saf haliyle toplumun içinde bulunduğu durumu ortaya koyacaktır. Bu yüzden bu bölünmüşlükte ve tek başınalıkla acınası hiçbir yan, iğreti duran hiçbir yön bulunmaz. Hem zaten tek bir kahramanı tuvaline boylu boyunca yerleştiren ve onu okşar gibi resimleyen bir ressam, figürünü onu sorgulayanlardan daha çok seviyor demektir. (Levent Çalıkoğlu)