Mehmet Güleryüz
1938–2024 · Turkish
Çizgilerin, Güleryüz’ün sanatına özgü akıcı uyumu, alt yapıdaki renk üzerinde yer yer derine kaçan ve üç boyutluluk etkisini öne çıkaran yer yer de bezek (ornament) etkisine çağrışım yapan görüntüsü, resminin ilgi çekici karakteridir.
İzleyiciyi şaşırtarak sürprizler karşısında bırakmak yerine, onu düşünerek şaşırtmaktan yana olmuştur Mehmet Güleryüz. Böyle bir öncelik-sonralık yöntemi, yenilikçi sanatın çok sık kullandığı bir yol değil. İzleyici genellikle duyumlarına yansıyan görüntünün zihinsel analizini yapmadan once üzerinde yarattığı etkinin derecesini ölçmeye eğilmiş olduğundan, onun ilişkisel yorumunu ya da muhakemesini yapmayı ihlal eder, ya da böyle bir çaba da bulunmaktan kaçınır. İzleyiciyi görüntünün merkezine çeken güç, sanatçının görsel pratiğinden ve anlatım gücünden kaynaklanan, olasılıkları ve çağrışımsal elemanları bünyesinde eriterek dışa vurabilen duyarlı gözlemleridir. Bu gözlemler kendini doğrudan dile getirebilecek olanaklara egemen olabildiği sürece, resim, düşündürücü ve kavratıcı olma işlevini de üstlenmiş olur.
Bu bağlamda Güleryüz’ün yaşam sahneleri olarak genel bir başlık halinde toplayabileceğimiz resimleri, gerçekte bu sahnelerin birbirinden farklı eksenler çerçevesinde oluşmuş bir dökümü olmaktan çok, insanın yaşam içindeki konumunu sorgulamaya yönelik düşünsel analizler demetidir. Bu demetin içinden çekip çıkaracağınız bir sahne, ancak ötekilerle özdeç yanlarını kavrayabildiğimiz sürece size bir takım ipuçları verebilir. Aslında bu ipuçları, somut verilerdir; her zaman karşılaşılabilecek düzayak ya da çelişik süreçlerle ilgilidir. O nedenle de, bizi bize anlatan ve yüzümüze ayna tutan olgulardır. Güleryüz, bu olguları şemalaştırmaz, yaşamın içinden olduğu gibi sıyırıp görsel düzeylere taşır. Böyle bir etkinlik yaşamın olduğu kadar, sanatın tinselliğiyle de örtüşür. Başka bir deyişle, bu yaşam sahneleri, yaşamın nesnel ölçütlerine göre değil, sanatın öznel bakış açılarına biçimde yorumlanmış birer göstergesel tespittir. İzleyici bu tespitleri taradıkça, orada çevresine ve kendisine ilişkin bir fotoğraf yakalayabilir. Onu, resimdeki ifade ayrımına uyumlu olarak düşündürecek olan da budur zaten.
Mehmet Güleryüz’de öncelik-sonralık sorunu bağlamında renk desen ilişkisi de alışılmış kalıpların dışına çıkar. Olağan uygulama yöntemlerini, desene öncelik verdiği, rengi ise onun içini doldurmaya yönelik bir prosedür olarak gördüğü halde Güleryüz’ün resimlerinde bu süreç tersine işler. Tuval üzerine marufle tekniğine göre hazırlanmış yüzeyler önce akrilik boyanın farklı tonlarıyla kapatılmakta, daha sonra özel kalemlerin boya üzerinde işlek bir el becerisiyle gezinmesinden oluşan figürsel ilişkiler ortaya çıkmaktadır. Figürlerin, bir anlamda aşağılayıcı (pejorative), bir anlamda aldatmacı (mystificatif) içeriklerle dolu olmaları, uygulamadaki bu özel yöntemle de örtüşmektedir. Çizgilerin, Güleryüz’ün sanatına özgü akıcı uyumu, alt yapıdaki renk üzerinde yer yer derine kaçan ve üç boyutluluk etkisini öne çıkaran yer yer de bezek (ornament) etkisine çağrışım yapan görüntüsü, bu resmin ilgi çekici karakteridir.
Resmi, gerçek olanın imgelemsel dokusunda arayan görüşler (Merleau-Ponty) açısından bakıldığında, çevredeki nesneler (şeyler ve bedenler) içinde dolaşabilmek için aklın, gözlerden dışarı çıkması gerektiğini savunanlarla ortak bir noktada buluşmaktadır Güleryüz’ün insane ağırlıklı resimleri. Güleryüz’ün figürleri, gündelik davranışların kayıtsız ve gelişigüzel formları içinde gezinirken, kendi istençleri iradeleri dışındaki bu tavırlarıyla, onlara dışarıdan bakan kişinin (ressamın) imge avlamayı seven tutumuna yakalanmış olurlar. Bu tavırları resminin içeriğine yedirmekten hoşlanan bakışıyla, aslında yaşamın kendine özgü bir “akış”ı olduğuna bizleri inandırmaktadır Güleryüz. Bu akışın kendiliğindenliği, çizgide bununla doğrudan örtüşebilecek bir tekniği gerekli kıldığı yolundaki inancında ısrarlı tutumu, bu bakışa eklendiğinde, Güleryüz’ün büyük boyutlu resimlerinde tanık olduğumuz zorlamasız (spontan) üslup özelliğinin ayırıcı vasfı kendiliğinden ortaya çıkar. Sanatçıdaki çizgi ve renk dağarı gözlem sonucu elde edilebilecek bütün yaşamsal durumları, tutarlı ve çelişik yanlarıyla yansıtmaya yeterli bir yapısallık sunabildiği için, salt bu yapısallıkla yetiniyor görünmektedir. İnsan bedeni, bundan dolayı “kendi başına” ve “kendisi için” vardır Güleryüz’de; o nedenle de bir bakıma bugün de sanatın tükenmez başvuru kaynakları arasında öncelikli yeri bulunan insan ve ona ait beden, onun resimlerinde ifadenin odağına rahatlıkla oturmakta, çizginin ve rengin istemlerine gerektiği gibi karşılık verebilmektedir.
Mehmet Güleryüz’ün resimlerinde gözlemlenen bir başka olgu bu resimlerin dinamik bir tasarım mantığını, kendi içinde barındırıyor olmasıdır. Öyle ki, tasarım adına yapılmış bir tasarım değildir bu; çizginin salt çizgi, rengin salt renk olarak taşıdığı değerler, bütünsel kapsamda ve birbirini tamamlayacak doğrultuda ele alınmış olduğundan, ilk bakışta desen ağırlık görünseler de, bu bağlamda bir aşkınlığı hedef alırlar ve tasarımın anlamsal boyutunu öne çıkarırlar. (Kaya Özsezgin)
1958’de girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü 1966’da birincilikle bitirdi. Oyunculuk öğrenim sürecini akademiye paralel olarak farklı “aktör stüdyo” larda ve önemli amatör tiyatrolarda geliştirdi 1963 yılında Asaf Çiğiltepe’nin yönettiği Arena Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuk kariyerine başladı. Desen ağırlıklı ilk kişisel sergisini 1963 yılında açtı. 1970-75 yılları arasında devlet bursu ile gittiği Paris’te Yüksek Resim ve Litografi ihtisası yaptı. 1971’de Paris’te ilk heykellerini yaptı ve Pont des Arts’da performans gerçekleştirdi. 1975-80 arası İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde ders verdi. 1980 yılında bu görevinden istifa ederek 1980-84 arası New York’a yerleşti. Brüksel’de 1984 süresince gerçekleştirdiği heykel ve gravürlerini Galeri 2016’da sergiledi. 1985’de İstanbul’a döndü. 1985’den 2000’e kadar BİLSAK’da kendi adını taşıyan atölyede sanat eğitimi verdi. 1986’da “Kalın” adlı sanat dergisini yayınlamaya başladı. 1988’de Galeri Nev tarafından organize edilen 25 yılı içeren retrospektif sergisini Nan Freman’ın metnini yazdığı kitap eşliğinde İstanbul’da açtı. 1989-92 yılları arasında Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Kurucu Başkanlığı’nı üstlendi. 1990-95 yılları arasında Votre Beauté Dergisi “Güleryüz’lü Sohbetler” başlığı altında röportaj dizisini sürdürdü. 1991’de Ankara Sheraton Oteli Atrium mekânında kalıcı olarak sergilenmek üzere 14 resimden oluşan “Karşı Rüzgâr” serisini gerçekleştirdi. 1992’de Bilkent Üniversitesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak ders verdi. 1992’de Polat Rönesans Oteli Lobisi için 7 parçadan oluşan resim serisini gerçekleştirdi. 1995’de “Bosna için İnsanlık Girişimi” hareketi ile işgal altındaki Bosna’yı ziyaret etti. 1998-2001 senelerinde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda “Bir Küçük İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor” adlı 3 kişilik oyunda “Pepino” karakterini oynadı. Aynı oyunla Devlet Tiyatroları’nın Duisburg ve Düsseldorf’taki turnelerine katıldı. 2000 yılında tekrardan Türkiye Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanlığı’na, 2001 yılında Doğu Avrupa Başkanlığı’na, 2002 yılında birleşen IAA Avrupa 2. başkanlığına ve IAA Dünya Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 2003’de Yapı Kredi Kazım Taşkent Galerisi’nde 40 yıl desen retrospektifini gerçekleştirdi. Yıldız Teknik Üniversitesi Birleşik Sanatlar Programı’nda 2003 -2005 yılları arasında ders verdi. Ayrıca kendi özel sanat atölyesi derslerinin yanı sıra, 1999’dan bu yana, Bilgi Üniversitesi Tasarım Kültürü ve Yönetimi Sertifika Programı’nda da ders vermektedir. 2005 yılında Avrupa Genel Kurulu’nu İstanbul’da organize etti. 2005’de Pekin’de gerçekleşen 16. IAA Dünya Genel Kurulu’na ve 2. Pekin Bienaline, IAA Türkiye temsilcisi olarak katıldı. Elli dört Kişisel, otuz altı karma sergisi ve altı sanat ödülü bulunan, yedi bienalde eserleri sergilenen sanatçının eserleri İstanbul ve Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzelerinde, İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde, Sakıp Sabancı, Merkez Bankası, Fransa Kültür Bakanlığı, Eczacıbaşı, Karl Hermann Klock (Duisburg) ve New York Üniversitesi koleksiyonlarında bulunmaktadır.