İçeriğe geç
Mehmet Gün

Mehmet Gün

1956–2014 · Turkish

Flora resimleri, çağdaş fotoğraf ve video çalışmalarını birlikte yürüten ressam ve çağdaş sanatçı Mehmet Refik Gün, Almanya’da tanındığı ismiyle Dennis Gün, 2002 yılından yaşama veda ettiği 2014 yılına kadar özgün bir sanatçı kimliği yaratmayı başardı.

Mehmet Gün, sanatını araştırdığım, üzerinde çalıştığım ve düşündüğüm sanatçılar arasına, Aya İrini sergisini gördüğüm gün girdi. Uzaklardaydı, Berlin’de yaşıyordu, İstanbul’da açtığı sergiler giderek seyrelirken Avrupa kentleri ve New York galerilerinde Mehmet Gün ya da Almanya’da kullandığı adıyla “Dennis” sergileri önemli eleştiriler alıyor, hatta müzelerde ve özel koleksiyonlarda yerlerini alıyordu. Kimdi Mehmet Gün? Sanatçı olarak eserlerine yansıyan ve onları değerli kılan estetik duyarlılığı hakkında yapılan araştırma sonuçları onun sanatçı kimliğini nasıl belirlemekteydi? İşte bu makale, Mehmet Gün’ün yaşamı boyunca yaptığı resimler, fotoğraflar ve kavramsal işlerin incelenmesi ve yeniden sanat ortamının içinde tartışmaya açılmasını hedefliyor.
Ressam ve çağdaş sanatçı Mehmet Refik Gün, Almanya’da tanındığı ismiyle Dennis Gün 1956 yılında, İstanbul’da dünyaya gelir. Babası Aydın Gün, Ankara Devlet Operası Başyönetmeni’dir, ardından Atatürk Kültür Merkezi’nin tamamlanması üzerine İstanbul Devlet Opera ve Balesi Başyönetmenliği’ne atanır. Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışması’nın da fikir babası ve kurucuları arasında yer alır. 1973 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kurucuları arasında bulunur. 1974–1993 yılları arasında, Uluslararası İstanbul Festivali’nin Genel Müdürü olarak, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın programlarını düzenleyen öncü müzik insanıdır. Annesi, tanınmış Türk opera sanatçısı soprano Azra Gün’dür.
Mehmet Gün Flora resimleriyle sanatımızın tarihinde yerini alır. Bu resimlerinin alt yapısında araştırma ve inceleme yatar. Gün, kültür ve sanata yaklaşımının ilk dönemlerinde Twombly ile ortak bir kültür kesiti içinde yer aldığını fark eder ve resimlerinin kaynakları arasına bu sanatçıyı yerleştirir. Ancak onun Flora resimlerinin en büyük etki kaynağı Ege kültürü ve doğasıdır. Ege sahillerinin Grek ve Anadolu’nun Roman döneminin mitolojileri ve efsanelerini izleklerine yerleştiren Gün, soyut ekspresyonist yorumlar tasarlamaya yönelir. Son derece itina ile seçilmiş doğal keten tuvaller üzerine akrilik ve çoğu zaman da tebeşir kullanarak doğanın atmosferini, rüzgârını, belki de en doğru tanımla Flora’nın nefesini resimler.
2014 yılına kadar kendi içinde değişim ve bir gelişim çizgisi izleyerek süren soyut ekspresyonlarını yapmaya başlar. Yunan mitolojisinin izlerinden giderek adlandırdığı bu resimleri Mehmet Gün’ün özgün değerlere ulaştığı resimlerdir. İşte tam da bu aşamada Gün’ün resimlerini dikkatle incelemek, onun çalışma aşamaları, tasarım özellikleri ve tuval yüzeyinde kullandığı teknikleri belirlemek, sonra da çağdaş sanat içindeki yerini belirlemek yerinde olacaktır.
Mehmet Gün desen defterleri ile birlikte yaşayan sanatçılardandır. Tarihli olan bu defterler, onun yaşamının anlarını belgeleyen resimler ve düşüncelerini açıklayan yazılarla doludur. Sabah saatlerinde güne uyanan Gün, itinalı sayılabilecek boyalarının arasında duran defteri, dolmakalemi ve gözlüğüyle haşır neşir olarak yaşama başlamakta olmalıdır. Bu defterler onun aralarından seçerek tuvallere aktaracağı poşatlarla doludur. Kimi zaman bir yaprak üzerinde yer alan desen, tuvalde yeni görsel değerler ve anlamları zorlarken bazen birkaç seçkiden oluşan kompozisyonlar resimlere dönüşmektedir. Şurası muhakkak ki deneysel uygulamalar onu heyecanlandırmakta ve rastlantısal sanısı uyandıran kompozisyonlarını hafif, rahat ama etkileyici düzenlemelere dönüştürmektedir.
Mehmet Gün resimlerine değer kazandıran en önemli özellik onun konudan başlayarak malzemeye kadar uzanan her alanda seçici olmasıdır. Yalın tasarımlar, temiz yüzeyler, kirlenmemiş renkler, berrak lekeler, Gün resimlerinin ayrıcalıklı özelliğidir. Kuşkusuz bu duru ve berrak kompozisyonların yapılabilmesi için Gün’ün seçtiği malzemelerin büyük önemi vardır. Kaliteli keten tuvaller, çok kaliteli boyalar, transparan ya da örtücü bezler, keteni kirletmeyen tuval hazırlama malzemeleri, ince boya dokusunu beze yediren kaliteli samur fırçalar ve mat, hafif vernikler… Mehmet Gün bir laboratuvar ortamı gibi özenle temiz tuttuğu atölyesinde, bir uzman titizliğinde yavaş ve sabırlı çalışıyor olmalıdır. Bu bağlamda malzeme seçkisinde deneyselliğini belirleyen seçki sınırsızlığı da dile getirilmelidir. Malzeme değişikliği deneysel çalışmalarına daha özgür olanaklar tanımaktadır. Özellikle; doğal deriler, bezler, boyalar seçmekte, seçtiği bu malzemeleri özenle kompozisyonlarında kullanmaktadır.
Mehmet Gün’ün, Twombly esinli kompozisyonlarını inceleme altına aldığımızda; benzer kompozisyonların farklılaşan nitelikleriyle tanışırız. Güncel ve politik konulardan uzak duran Mehmet Gün öncelikle bu tarzıyla farklıdır. Mehmet Gün, batı rüzgârları ile baharın habercisi olan Zephyrus’un; rüzgârların tanrısının şiirini resimler. Yunan Mitolojisinde Chloris ve Roma mitolojisinde Flora adını alan güzel çiçek perisinin çiçeklerini ve tohumlarını tuvallerine aktarır. Bahar rengi olarak tanımlanır Chloris’in simgesi, uçuk sarı ve yeşildir… Toprağın renkleriyle örtüşen sarılar ve yeşiller dolar Gün’ün Chloris serisi resimlerine…
Zephyrus’un kulağına üflediği rüzgârından kaçarak kırlara koşan Flora, nefesinden doğaya dağılan çiçeklerin perisidir. Zephyrus Flora’ya, süs bitkileri dâhil tüm çiçekli bitkilere ve ekinlere hükmetme gücü verir. Flora’nın nefesinden dağılan çiçekler toprakları örter ve her yere yumuşak bir esinti ile yayılır. Mehmet Gün, Flora’nın nefesinin resmini yapar.
Gün’ün kompozisyonları farklı coğrafyaların değişik faunalarını belirleyen planların içinde dağılır. Bu dağılım tuval karesinde farklı malzemelerle oluşturulan farklı alanlarla belirlenir. Tül ya da örtücü bezlerle oluşturulan kare veya dikdörtgen planlar, Gün’ün özgün tasarımlarının ayrıcalığıdır. Zemin üzerinde renk, doku ve görsel algı farklılıkları yaratan bu geometrik tasarım, farklı coğrafyaların farklı atmosferlerin baharla buluşmasını belirler. Espaslı katmanlar oluşturan bu geometrik doku, soyut ekspresyonların asal kurgusunu belirleyen katmanları vurgular. Rüzgârın etkisiyle savrulan tohumlar, doğanın uyanışının hareketine karışır.
Gün, sanat anlayışını belirlerken, artık aldığı etkileri özümsemiş ve bu aşamadan sonra da kendi anlatımının öznel ruhunu yaratmıştır. Yer yer yığılmalar, büyük patlamalar, sıçrayan ve dağılan kompozisyonlarıyla doğanın uyanışını, baharın gelişini, Flora’nın tepelerden ovalara doğru koşuşunu temsil eden doğa kesitlerinin bileşkelerinden oluşan kompozisyonlar resimlemektedir.
Helena serisiyle başlayan, Athena ile erdemi belirleyen, Afrodite ile Yunan tanrılarına ithaf edilen güzellikleri dile getiren, Sokrates’in Ölümü’yle bilginin bilgelikten üstün olduğunu vurgulayan Gün, tuval karelerine dağılan çiçeklerle, somut ve bilimsel düşüncelerini özdeşleştirmektir. Gece ve Gündüz, Fenomenin Kurtarılması serilerini izleyen Paradise serileri, Gün’ün soyut formlarla somut olguları bağdaştıran yorumlarını temsil eder. Tatlı Düşler ve Tatlı Vahşetler, düşüncelerin olumluma ve olumsuzlaşma kesitlerinin bıçak sırtında olduğunu belirler.
Mehmet Gün’ün 1980’lerin sonlarında başlayan keten tuvallere yapılmış olan Flora resimleri, geometrinin sert alanlarına yumuşak dokular olarak dağılan lekeler; renklerin görsel etkisini tuvallerine taşırken çizgi, dinmeyen hareketin kıpırtılarına yön verir. Bir araya gelişler, ayrışmalar ve kopuşlar, hayatın doğal akışı içinde var olan duygusal geçişleri belirleyerek yaşamının sonuna kadar kendi içinde gelişen örneklerle süregider. Zeminin zaman zaman karanlıklara gömüldüğü siyah fonlu resimler, beyazın yansıtıcı ışıklarıyla aydınlanan beyaz fonlu eserler, kâğıttan keten bezine kadar seçilen farklı malzemelerle seriler oluşturarak Gün tuvallerinde başat olan resimlere dönüşür.
Mehmet Gün’ün 22 Ekim - 22 Kasım 1992 tarihleri arasında açtığı Aya İrini’deki sergisi, 1991 yılının ortalarından başlayarak gerçekleştirdiği bir projedir. Joachim Sartyorius bu serginin kataloğuna “Sana Bu Ateş Kâsesini Kim Önerdi?” başlıklı bir katalog yazısı hazırlayarak Mehmet Gün’ün sanatının gelişim sürecini belirleyen açıklamalar yapar.
Bence Mehmet Gün’ün bu sergisi, onun çağdaş bir sanatçı olarak kimliğini, çalışma tarzını ve estetik duyarlığını belirlemesi nedeniyle çok önemlidir. Belirtmeliyim ki Mehmet Gün bu sergiyle, ülkemizde çağdaş sanatçı kimliğiyle örtüşen kavramsal sanatın öncü örneklerinden birini gerçekleştirmiştir.
Bu noktada, sergide yer alan Mehmet Gün’ün eserleri üzerinde düşünerek ilerlemek ve eserlerin analizini birlikte yapmak yerinde olacaktır. Zaman izafi bir kavram, an ile örneklenebilir bir zaman birimidir. Bu nedenle de serginin bütününde zamanı tanımlayan bellek göstergeleri, aynı zamanda anı sabitlemelidir. Ateş ve alev gibi… Ateş yakıcı, alev belirleyicidir. Bunun için
Gün kavramsal çalışmasının ilk aşamasında, önce ateşi sonra alevi seçer.
Kâğıtlar üzerine yazılarak durdurulan ve kayda alınan anlar, bir kâsede ateşlenir. Alevler, anıları ve dolayısıyla belleği yakar ve kül eder. Bu; “Evrende hiçbir şey kaybolmaz, ancak yer ve biçim değiştirir” savını akla getiriyor. Yanan bellek, yani kâğıt üzerine yazılan yazılar, biçim ve madde değiştirmiş olur. Kâğıt kül haline gelmiş, alevler yazıları, yani belleğin anlarını soğutmuş ve küllerin içine gömmüştür. Serginin ruhunu oluşturan ilk eylem sona ererken ikinci aşamanın kurgusu, sanatçının yaratıcı erdemini belirlemek üzere devreye girmiştir. Yakılan ateşle alev alan kâsenin içinde kâğıtlara yazılmış olan belleği yutan küller, sanatın görsel estetiğini sergilemeye yönelmiştir.
2002 yılında Mehmet Gün yeni bir seri için çalışmalara başlar. Bu seri yeni ekspresyonist hareketin içinde var olan kavramsal soyut imgeleri kapsamına alan bir sistem üzerinde ilerlemeyle gerçekleşir. Bütün, parçalara ayırma ve yeni parçalanmış bütünlerden oluşan bu projenin konsepti ikonalardır.
Mehmet Gün doğanın parçalanıp ayrıştırılmasını sorgulayan bu serisinde, varlık ve yokluk arasındaki sınırları belirlemektedir. İkon, doğanın kendisi, varlığın anlamı ve hayatın hatta evrenin sürdürülebilir olmasının ve kesin olduğu kadar zorunluluk olan devamlılığının sembolüdür.
Mehmet Gün, toprağın üstünde var olan dokusal oluşumların bütününden yola çıkarak başlar çalışmasına. Kabaran toprak, döküntülerin katmanları arasına gömüldüğü yerden baş veren tohumlar, kuru yapraklar arasında can bulmaya çalışan küçük otlar, canlı oluşumların resmidir ilk tuval. Ardından küçük döküntüler başlar, gelişigüzel bölgelerde, kendiliğinden oluşan bozulmalar. Parçalanmaya ve bozulmaya yüz tutar doğa. Küçük boşluklar büyümeye, genişlemeye ve yayılmaya doğru ilerler adım adım. Boşalan bölgeler, bir daha hiç bir canlı organizmanın canlanamayacağı, yapay alanlar olarak, bomboş yüzeylere dönüşür. Doğal olarak ölen ve yok olan yüzeylerin arasına müdahaleler girer. Geometrik alanlar, doğadan bilinçli bölge seçimlerinin izleri olarak ayrılır, Giderek büyüyen geometrik yüzeyler, varlık imgesi olan doğayı küçülterek ilerler. Artık yüzeyleri cansız boşluklar kaplamakta, giderek incelen, küçülen geometrik kesimlerde doğanın varlığının izleri tutsak edilmektedir. O kadar yok edilir ki doğa, onun yerine doğanın imgesi olan resimler, betimlenmiş tuvaller yerleştirilir. Yalnızca doğanın bilinen imajının resimleri olan, ancak yaşamayan, görsel imgelere dönüşür doğa…
Mehmet Gün’ün, Dennis Gün adını kullanarak gerçekleştirdiği video ve fotoğraflarından oluşan ve Scharf /Gerstenberg koleksiyonunda yer alan, konsepti Dennis Gün’ün yazdığı, Jeff Boyd ve Jonathan C. Sloane’un aktör olarak yer aldığı, 14 ve 16 Ocak 2009 tarihli, katalog giriş yazısını Wilfried Dickhoff’un yazdığı, organizasyonunu Galeri Seitz’in, Beckeet And Partner Berlin’in ise tanıtımını üstlendiği projesi, sanatçının çağdaş video ve fotoğraf çalışmalarında gösterdiği başarının kanıtıdır.
Gün, Samuel Beckett’ın Worstward Ho adlı eserini ilk kez 1989 yılında okuduğunu, adeta görsel bir yapboz olarak yazılmış olan metinde yer alan imajları kolaylıkla algıladığını belirtir ve projeye başladığı 2005 yılında Beckett’ın çok esrarengiz olan bu eserini yeniden ve çok dikkatli olarak okuyup video ve fotoğraflar çekmeye başladığını söyler. Cadde, Geç Akşamüstü ve Geçmiş serisi isimli bölümleri; tiyatronun bütünlüğünden yararlanarak çektiği video ve fotoğrafları film sahneleri olarak tasarlayarak oluşturur. Mehmet Gün, Beckett’ın Worstward Ho’yu kaleme alırken kullandığı kaynakları inceleyerek başlar çalışmasına. Worstward Ho’dan önce Shakespeare’in Kral Lear’ında “Bu kötüdür!” tanımını kullandığını belirtir. Bu başlık parçasının yalnızca Thomas Dekker ve John Webster’ın ilk örneğini 1607’de verdiği Westward Hoe’da değil, aynı zamanda Charles Kingsley’in 1855 yılına tarihlenen Viktorianizm Westward Ho!’ suna da referans olduğunu belirtir. Bechett’in kelimelerle oynamasını ve kötünün, en kötünün belirlendiği metnini bir yapboz gibi çözümleyerek video ve fotoğraf karelerinde kendi öznel yorumlarıyla edebi bir metni görsel sanat eserine dönüştürür. Gün, projesini Beckett’ın eserinin anahtar savının soruları olan “On. Say on” ile başlatır ve “Said nohow on” ile sonuçlandırır.
Mehmet Gün özellikle 2007 sonrasında, fotografik işlere ve video art çalışmalarına daha fazla ağırlık vermeye başlar. Çağdaş sanatın yeni sanat hareketleri içinde yerini alır. Teknolojik donanımlarla geliştirdiği, Berlin’de yer alan atölyesinde yeni projeler üzerinde çalışmaya yönelir. Özellikle 2005 yılında başladığı ve 2009 yılında tamamladığı Beckett Worstward Ho projesi, fotoğraf ve video deneyimlerinin önemli aşamalara ulaşmasına, sanat anlayışında yeni düşünceler ortaya koymasına öncülük eder.
Mehmet Gün fotoğraf sanatında söyleyeceği çok sözü olduğuna Worstward Ho projesinden sonra karar verir. Teknoloji ve özellikle 21. yüzyılın hızla gelişen bilgisayar kontrollü teknolojik gelişmelerinin sağladığı yeniliklerle ilgilenmek ve kendisini bu alanda geliştirmek istemektedir. Bu aşamada, Mehmet Gün için fotoğraf makinesi, yeteneğinin ve düşünce yapısının görsel şöleninin yeni alanıdır. Çağdaş sanatçı kimliğini belirlemiş olan Gün, resim serileri projelendiren bir ressam olarak, fotoğraf alanında yaptığı sanat eserlerinde de projeler geliştirmek üzere çalışmalarına başlar. Bir entelektüel olarak iki dilde, İngilizce ve Almanca eserler içinde okuma programına giren konuları resimlerken, okuma programının artmasına uyarlı olarak, yeni serilerini sanatsal fotoğrafla gerçekleştirmeye girişir. Tarih, edebiyat, astronomi ile kentler, sokaklar ve doğa kesitleri üzerine yeni projeler tasarlayarak bunları uygulamaya geçirir.
Geçirdiği öğrenim süreçlerinin etkisiyle, okuma programı içinde belirlediği projelerini, alışkanlığı sonucu tuttuğu günlüklerinde şekillendirerek başlar çalışmalarına. Notlar alır. Çizimler yapar. Uzun uzun düşünür, okur, yazar ve çizer. Teknolojinin bir ekip çalışması olduğunun bilincindedir. Mükemmeliyetçi kimliği ile işlerinin teknolojik donanımlarını gerçekleştirecek ekipleri titizlikle seçer.
Son Akşam Yemeği, Cosmologies, Magdelana, European, Napeolonic War ve Destomana, Still Life gibi çağdaş sanat fotoğraf serileri, senaryoları yazılmış olan Dennis (Mehmet) Gün imzasını taşıyan sanat eserleridir.
Çalışma aşamasında, sabırlı, kararlı ve ayrıntıcıdır. Projeleri için önce uygulama mekânları belirler. Stüdyosu, sahne tasarımlarına uygun olarak hazırlanır. Konu kapsamında kullanılacak olan nesneler, eşyalar ve figürler saptanır ve eşyalar yerlerini uzun deneyler sonucunda alır. Konuyu anlatan dramanın ruhunu yaratacak olan Gün, yazdığı senaryosunda oynayacak figürleri itinayla belirler. Artistler, rollerini provalarla son haline getirdikten sonra çekimler başlar. Sabır ve titizlikle, senaryo doğrultusunda başlayan çekimler, Gün’ün yönetmenliği uyarınca aşama aşama kayıt altına alınarak tamamlanır.
Ressam ve çağdaş sanatçı Mehmet Refik Gün, Almanya’da tanındığı ismiyle Dennis Gün, yaşamakta olduğu Berlin’de 2014 yılının Ocak ayında hayatını kaybeder. Geride onu ölümsüz kılan eserlerini bırakarak bu dünyadan ayrılır. 2002 yılından yaşama veda ettiği 2014 yılına kadar, Flora resimleri ve çağdaş fotoğraf ve video çalışmalarını birlikte yürüterek özgün bir sanatçı kimliği yaratmayı başarır. (Prof.Dr. Kıymet Giray)

Dış kaynaklar