Nedim Günsür
1924–1994 · Turkish
Nedim Günsür, kişiliğiyle de paralel, naif özellikler taşıyan, alçakgönüllü, yalın ve içten olarak el attığı her konudan (kent yaşamı, sanayileşme, göç ve bayramyerleri gibi) içselleştirilmiş sahici resim dizileri ortaya çıkarmıştır.
Resim tutkusu küçük yaşlarda başladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi), Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi'nde öğrenim gördü. “On'lar Grubu”nun kuruluşuna katıldı. 1948'de Akademi'nin Yüksek Resim Bölümü'nü birincilikle bitirdi. Fransız Hükümeti’nin verdiği bursla gittiği Paris'te, dört yıl Leger ve Lhote atölyelerine izleyici olarak katıldı. Öğrencilik yıllarında izlenimci üsluba sahipti. 1950'lere doğru ise Paris'te aldığı eğitimin etkisiyle soyuta yönelmiş, daha sonra naif öğelerin öne çıktığı dışavurumcu bir anlatıma ulaşmıştır. Öğrencilik döneminde yaptıklarından son resimlerine dek ürettikleri onun özgeçmişinin ve ilgi alanlarının plastik dile dökülmüş göstergeleri gibidir. Neyi düşünmüş, neyi duyumsamışsa onu içselleştirmiş, resim diliyle (çizgi, açık-koyu, renk, ritm, istif…) yaşadığını görselleştirmiştir Günsür. Çocukluk anıları, düşleri, umutları da girmiştir resimlerine, yokluk, yoksunluk, yoksulluk, ayrılık, kırım, kıtlık, kıyım ve savaşın acıları, birebir görüp yaşadıkları, tanık oldukları da. O ürettikleriyle yaşadığı toplumun ve çağının bir tanığı olmayı amaçlamıştı çünkü. Günsür’ün yapıtlarında yaşanan çevre ile işlenen konu/tema arasında dolaysız bir bağ vardır. Nedim Günsür üslupçu bir ressamdır; bildiğiyle yetinmez ama bulduğunu da yitirmez. Geçmişte ele aldığı izlek (tema) ve konuları sonraki yıllarda bir daha ele alabilir, önceden deneyip uzaklaştığı konulara, zamanla başka yolları denedikten sonra geçmişte sınadıklarıyla yakınlaşan yeni çalışmalarla yeni bakışlar getirebilir, getirmiştir. Toplumsal yaşama açık, insancıl öğelere duyarlı, kişilikli ve özgün bir resim anlayışı olmuştur.
Kent Yaşamı, Sanayileşme, Göç Resimleri ve Bayramyerleri
İstanbul'a yerleşmesi sonrasındaki ilgi alanlarını ve yönelimlerini Günsür'den dinleyelim:
"1959'da yerleşmek üzere İstanbul'a geldim. Büyük kent yaşantı ve görünümleri yapıtlarımda yer almaya başladı. Artık İstanbul gençliğimdeki kent değildi; çevresi baştanbaşa gecekondularla çevrilmiş, fabrikalarında, şantiyelerinde gurbetçilerin çalıştığı, sorunları çığ gibi büyüyen ve Anadolu ile bütünleşmiş bir kent. Türk toplumunun yaşantısının, ekonomik nedenlerin itelediği köy/kent bütünleşmesinin bütün ayrıntı ve çelişkilerini içeren bir görüntü. Böylece yeni konular kendi biçimini de oluşturup arındırarak resimlerime girmeye başladılar. Gurbetçiler, inşaat işçileri, küçük satıcılar, işsizler, gecekondular, balıkçılar, çocuklar, uçurtmalar, damlar, antenler, istasyonlar, sokaklar, bayramyerleri vb..."
60'lı yıllar, Türkiye ve Türk insanı için görece özgürleşme yılları, kentleşme, kentlileşme olgusunun ve sanayileşme girişimlerinin başlangıcıdır. Bu somut olgular, o günün koşullarında, hem güncel yaşamda, hem sosyo-ekonomik ve kültürel yapıda çok farklı biçimlerde karşılığını bulacak ve resim sanatımız bu süreç ve yeni oluşumlardan etkilenmekte gecikmeyecektir.
Toplum ilgisi yoğun olan sanatçılar kendi bireysel çevre algıları ve dünya görüşleri çerçevesinde ve kullandıkları plastik dilin olanakları bağlamında bu soru ve sorunlara yaklaşma yollarını arayacaklardır. Nedim Günsür de bu sanatçılardan bir tanesidir. Söylemek bile fazla, ressam olduğunu, çevresine ve ele aldığı olaylara bakışında resimsel dilin olmazsa olmaz bir nitelik taşıması gerektiğini hiçbir zaman unutmadan, "umut"un ön planda olduğu, kendine özgü insani bir dünya arayışını kesintisiz olarak bu yaklaşımla sürdürecektir. Bunun sonucunda da başkaları tarafından resimsel olmadığı düşünülen en basit konulardan bile içselleştirilmiş başyapıtlar üretmesini başaracaktır. Sanatçının sorunun bir duyuş, düşünüş ve bunlara bağlı bir yaratış sorunu olduğunun farkına varmak için özel bir çaba göstermesi gerekmemiştir Günsür'ün. O, naif özellikler taşıyan, alçakgönüllü, yalın ve içten olan kişilik yapısının doğal avantajlarıyla, gündelik yaşamda olduğu gibi, meslek olarak seçtiği ve tutkuyla sürdürdüğü resim sanatında da yalan söylemesini beceremez. Özü sözü birdir... Bu yaklaşımının bir devamı olarak el attığı her konudan içselleştirilmiş sahici resim dizileri ortaya çıkar.