İçeriğe geç
Neşet Günal

Neşet Günal

1923–2002 · Turkish

“Resimde insanı temel unsur alma gereğine iyice inandım, tek çıkış yolu bu idi. Fakat inanarak, içtenlikle, insanı insan olarak yaşayarak...“ (Neşet Günal)

Sanatçı, resimlerinde ele aldığı konu, içinde yetiştiği Orta Anadolu’nun hayatı, onun gerçekleri ile bu gerçekleri paylaşan, yaşayan Anadolu insanlarıdır. Akademi eğitiminden sonra Fransa’da Léger’in atölyesindeki çalışmalarının ardından sanatçının eserlerinde Léger’in etkisi hissedilmekle beraber, sanatçı yerel özellikleri ön plana çıkaran bir yaklaşımla bu etkilerden kurtulup kendine özgü bir biçim ve içerik dili yaratabilmiştir. Günal’ın resmine Tansuğ’un saptamalarıyla devam etmek gerekir: “…Neşet Günal’ın figürlerinin Anadolu’nun viran köylerinde hep rastlandığını umduğumuz kişiler olmadığını, tümünün bambaşka bir görsel dünyanın hepimize yabancı insanlarını oluşturduğunu ifade etmek isteğini, ihtiyacını duyuyorum. Kanımca Neşet Günal’ın resmi, tüm dramatik temalarına rağmen, sadece hümoru yitirme işlevi görebilmiş bir dramsızlıktır. Bu anlamda toplumsal bir angajmana hizmet edebilecek bir programı yansıtmıyor.”
Çağdaş toplumda yöreye yabancılaşma tehdidinde olan sanatçının folklor tuzağına düşebileceği ya da yöreye kayıtsız şartsız teslim olmanın ortaya sonuçsuz işler çıkaracağı gerçeği, çağın gelişmelerinden kendini soyutlamanın imkânsızlığı ile belirginlik kazanır. Çocukluğunun ilk dönemlerinde içinde yaşadığı insanların yaşam biçimi, sanatçının bilinç düzeyinin gelişmesiyle bu insanlara dışarıdan bakarak, yaşananı sorgular. Günal’da bu sorgunun başlangıcı duyguyla hesaplaşmadır ki, duygunun eleştirel yaklaşımı köreltmesine karşılık duyarlık insani bir boyut ekler bakışa. Günal’ın resminde en önemli iki unsur olan, desende kusursuzluğu yakalama ve figüre sadakat, aslında figürle başlayarak figürde kusursuzluğu yakalayarak figürü aşmak, onun ötesine geçmek hatta ondan kurtulmak amacını taşır. Sanatçının yaşamına biçim veren ilkelerin resminde de karşılığını aradığını görmek olasıdır. Bir görüntü ya da bir biçim sanatçıyı etkileyen salt unsur değildir, o nedenle Günal’ın resminin başlangıç noktasında bir biçim ya da bir görüntü aranamaz. Toplumsal yaşama biçiminin getirdiği sorumlulukların bilincinde olarak dünyaya bakış ile belirlenen biçime gösterilen özenli ilgi, sanatçının resminde renk ve biçim arasındaki dengeyi biçimin lehine doğru eğilen bir terazi düzeneği ile görselleştirir. Renk konusundaki yaklaşımını sanatçı şöyle ifade eder: “Ben uzun yıllar yeteneğimi, kişiliğimi sorguladığımda gördüm ki, akılcı yanım, yapıcı yanım daha güçlü. Renkçi coşkulara açık değilim. En renkçi olmak istediğim zaman bile rengin kendiliğinden yapının arkasına itildiğini görüyorum. Bu nedenle “desen”i yapıcı, kurucu öğe, rengi de yardımcı öğe olarak benimsedim.” Günal’ın rengi ikincil bir öğe olarak görmesi, onunla hesaplaşma içinde olmadığını göstermediği gibi renge bir takım simgesel anlamlar katarak bu hesaplaşmayı sonraki yapıtlarında devam ettirir. Sanatçının erken dönem çalışmalarına baktığımız zaman onun rengi desene göre ön plana aldığı birkaç deneme ile karşılaşılır ki bu durum uzun sürmez.
Neşet Günal’ın yurda döndükten sonra Léger etkisinden kısa süre içinde kurtularak kendi bireysel biçemini oluşturduğunu görüyoruz. Bundan sonra sanatçı birbirini izleyen resim serileri üretecektir. Bu seriler birbirinin tekrarı değil aksine aynı konu üzerine rastlantısal olmayan bir insanlık durumunu tartışmaya açma eylemidir. Sanatçının toprağa bağlı yaşayan Anadolu insanın çaresiz, yoksul, umutla beslenen yaşamını anlattığı ve bu anlatımda mesajsız, iletişimsiz kılmadığı resimlerinde kimi zaman kendi çağdaşı olan edebiyatçıların eserlerinden yararlandığını gözlemleriz. Günal’ın resim dizileri arasında “Sorun”, “Duvar Dibi”, “Başakçı Kadın” ve “Korkuluklar” oldukça dikkati çeken ve sanatçının bireysel eylemini son noktasına kadar ortaya koyduğu yapıtlarıdır.
“Sorun” adlı, 1964 tarihli yapıtında, sanatçının Yaşar Kemal’in “Bebek” adlı öyküsünden esinlendiği bilinir. Günal, Kemal’in öyküsünde anlatılan çevreyi ve olayı kendi kompozisyonunu oluştururken bireysel bir ayıklamaya tabi tutarak yepyeni bir ortam yaratarak, kendi geçmişiyle olan hesaplaşmasını Anadolu insanının ortak yaşantılarıyla harmanlayarak simgesel bir anlatıma dönüştürmüştür. Kemal’in öyküsünde az da olsa bitki örtüsü, biçerdöver makineleri, grup halinde çalışan emekçiler gibi unsurlar Günal’ın resminden bilinçli bir şekilde ayıklanmıştır. Sanatçının insanın doğayla olan mücadelesi içinde anlamı doğrudan dağıtacak olan unsurlara bitki ve biçerdöver makinelerine karşı duruşu gözlemlenir. Öte yandan sanatçının bilincinin süzgecinden geçerek yeniden biçimlendirdiği konu, doğa ile insan arasındaki bağa etki edecek unsurları kabul edemez. Çorak toprak su ile karşılaştığında yaşanan gerçeğin düşselleştirilmiş bir yöreye dönüşmesi tehlikesi, beraberinde insanın doğa karşısındaki çetin savaşını yumuşatabilme ihtimalini getireceğinden kompozisyondan ayıklanmıştır. (Aykut Gürçağlar)

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Resim Bölümü’nde Nurullah Berk ve Sabri Berkel Atölyeleri’nde çalıştı. Kısa zamanda Leopold Levy’nin dikkatini çekti. Bu atölyelerde tanıştığı Nuri İyem, Turgut Zaim ve Avni Arbaş‘tan etkilendi ve toplumsal gerçekçi üslubunu oluşturmaya başladı. 1946’da Akademi’nin Yüksek Resim Bölümü’nü birincilikle bitirdi. 1948 yılında Paris’e giderek önce Andre Lhote Atölyesi’nde, ardından Leger ile çalıştı. 1950-54 arasında da Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda fresk öğrenimi gördü. İstanbul’a döndükten sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde göreve başladı. 1963’te Fransız hükümetinden aldığı bir bursla Paris’te vitray ve duvar halısı üzerine çalıştı. 1964’te Akademi’de atölye hocası oldu. 1975-80 arasında Resim Bölümü başkanlığı yaptı. Paris’te bulunduğu yılarda Léger’in figür anlayışından etkilendi. Türkiye’ye döndükten sonra bu etkileri geleneksel Doğu sanatının özellikleriyle birleştirerek figür üzerinde yoğunlaştı. Günal’ın resmi, alışılmışa meydan okuyan bir modelle, yetenekten çok kişiliğin izini sürer, hatta resim adına ürettiği ne varsa, tamamen bu şahsiyetin ürünüdür. Günal, “Başakçı Kadın”, “Korkuluk”, “Kapı Önü” ya da “Duvardibi” gibi gerek ikili-üçlü ya da daha kalabalık figür gruplarını ele aldığı dizilerinde, insanı tüm yoksulluğu içinde çorak bir doğa, yığma taş duvarlar ya da yıkıntılar önünde betimledi. Günal duvar resmi geleneği doğrultusunda, tek tek figürleri ve kompozisyon düzenini kurşunkalem desenlerle kurguladıktan ve kompozisyona son halini verdikten sonra deseni renklendirerek, renk düzenini de kâğıt üzerinde çözümler. Biçim estetiği yönünden kübistlere ve Leger’ye yakın olan Neşet Günal’ın bütün resimlerinde, doğup büyüdüğü Orta Anadolu doğasından ve yaşamından izler egemendir. Bu yönüyle, yöre resminin toplumsal gerçekçi tabanı üzerinde, sosyal içerikli bir sanat anlayışını geliştirir. 1969 yılında 30. Devlet Resim Heykel Sergisi’nde “Kör Hasan’ın Oğlu” adlı çalışmasıyla resim dalında birincilik kazandı. 1989 yılında Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’nü alan sanatçı, yurtiçi ve yurtdışında pek çok karma sergiye katılmıştır.

Dış kaynaklar