Nil Yalter
1938 · Turkish
Fransız feminist sanat akımının 1970’lerdeki öncü temsilcilerinden olan Nil Yalter lise öğrenimini saygın İstanbul Amerikan Robert Kolej’de tamamladı. Paris’te 1965 yılından beri ikamet eden Yalter 1960’ların sonundaki Fransız karşıt kültür ve devrimci siyasal akımlarına dâhil olup cinsiyet, Türk göçmen işçileri gibi zamanının güncel tartışmalarına katılmıştır. Bu süre zarfında resim, fotoğraf, video ve performans sanatı gibi farklı disiplinlerde deneysel işler üretti. Kadın sanatçılardan oluşan ve 1976-1980 yılları arasında faaliyet gösteren Fighting Women topluluğuna katılan Yalter “A Nomad’s Tent, a Study of Private, Public, and Feminine Spaces” adlı ilk feminist eserini 1973 yılında tamamladı. Hemen ardından 1974 yılında yarattığı “The Headless Woman or the Belly Dance” erken feminist sanat akımının klasik örneklerinden biri olarak gösterilmektedir. “A Day of Actions” kapsamında kolektif üyesi bir sanatçının stüdyosunda sadece birkaç mobilya ve aksesuar ile gerçekleştirdiği, bir haremdeki günlük hayatı tasvir eden 1978 tarihli performans ve enstelasyonu gerçekleştirdi. Sanat tarihçisi Fabienne Dumont o günü belgeleyen videoyu 2011 yılında, Yalter hakkında yazdığı kitabın araştırması sırasında keşfetmiştir. Milli Fransız Kütüphanesi tarafından dijital ortama aktarılan video 1970’lerdeki Fransız feminist sanat akımını belgeleyen ender görsel dokümantasyonlardan birisidir. Şamanizm ile yakından ilgilenen Yalter 2009 yılında “Lord Byron Meets the Shaman Woman” ve 1979 tarihli, daha önce gösterilmemiş olan “Shaman” adlı iki tane video çekti. Bu son eser Paris’teki Ethnographic Musée de l’Homme’da (Paris Etnografya Müzesi) sergilenen şaman maskelerine yer vermekte olup, Yalter’in Batı müzelerinin sergiledikleri eserler üzerindeki hak iddialarına gösterdiği tepkinin bir yansımasıdır. Yalter’in eserleri 1973 yılından günümüze kadar, önemli bir bölümü Museum of Modern Art of Paris de dâhil olmak üzere, birçok kişisel sergide gösterilmiştir. Eserleri nüfuslu “WACK!” sergisi kapsamında Los Angeles Museum of Contemporary Art, National Museum of Women in the Arts (Washington, DC), Museum of Modern Art PS1 galerisi ve Contemporary Art Center’da (Vancouver, Kanada) sergilenmiştir. Yalter’in heykelleri, videoları ve yerleştirmeleri Tate Modern, İstanbul Modern, Centre Pompidou ve Fonds National d’Art gibi müzelerin daimi koleksiyonlarında yer almaktadır.
"1965'te Paris'e yerleştim. 1966-1969 sonuna kadar seri resim yaptım. O resimler soyut ama 1968 gerginliğini gösteren resimlerdi. 1965'te Paris'e gittiğimde büyük bir şok geçirdim (...) orada gördüğüm kavramsal sanat, op-art gibi sanat alanındaki birçok yeniliği hazmetmem altı sene sürdü. Sonra 1972'de, tam feminizmin de ortaya çıktığı zamanda, video ve enstalasyon çalışmalarıyla çağdaş sanat alanına girdim.
1968 olaylarının içindeydim, olayları Paris'teyken yaşadım. (...) Feminizmle tanışmam Simone de Beauvoir'ın yazdığı İkinci Cinsiyet (The Second Sex) kitabını keşfetmemle oldu, 18 yaşındaydım, yani 1956. (...) 1968 olayları bittikten sonra müthiş bir feminist şuur başladı. 1971'de 343 kadın 'Ben çocuk aldırdım' diye imza attı ve büyük savaşlar verilerek kürtaja izin veren bu kanun çıkartıldı. 1972'de Fransa'da kadın sanatçılar son derece şuurlu gruplar kurdu, onlardan birini de ben kurmuştum. Her ay iki defa birimizin atölyesinde oturup o günün Fransa'sında kadının sanat dünyasındaki yerini konuşurduk; istatistikler yapardık ve bu buluşmalar herkese açıktı. Galerilerde kaç kadın sanatçının olduğuna bakardık. 1972'de Fransa'da Pompidou'nun yaptığı ilk çağdaş sanat sergisinde sadece 1 kadın sanatçı, 99 erkek sanatçı vardı.
Bunları fark etmek, tartışmak, bunlara karşı savaş açmak, müzelerin kapısında bağırıp çağırmak... Yapabileceğimiz şeyi yaptık ve tüm bunların çok etkisi oldu. O dönem dünyadaki tüm kadın sanatçıları, kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığı için çok cesur işler yaptılar.
Zannediyorum ki, bu devirlerden geçilip bu savaşlar verildiği için günümüzdeki kadın sanatçılar şimdi daha atılgan, daha rahat ve çok iyi işler yapıyorlar. Özellikle İstanbul'da.
Yabancı ülkelerde yaşayan Türk işçileri üzerine çok işler yaptım ve Fransa'da müzelerde gösterdim. (...) Ben hiçbir zaman onlarla çalışırken "Ben sanat eseri yapıyorum", "Sizin videonuzu, fotoğrafınızı çekmeye geldim" demedim. Böyle bir saygısızlık yapmadım. Hep derneklerle çalıştım. (...) 1977'de Paris Bienali için Türk Radyosu anons yaptı ve bu kişiler işçi kartlarını göstererek serginin açılışına geldiler. O dönemin müdürü kıyameti kopardı, "çocuklar gelip her şeye dokunacaklar" dedi. Ben eğer onlar gelmezse işimi kaldırırım dedim. Hiç kimse, hiçbir çocuk bir şeye dokunmadı. Sanırım bunu yapan ilk kişi de benim. (...) Sanat dünyasına da hiç yaşamadıkları bir şeyi yaşattım. Bunlar bir mesajı olan sanatçının yapmak istediği şeyler.
Tüm kullandığım programları, araçları ben kendim öğrendim. Sanat okuluna da gitmedim ama beş yaşımdan beri sanatla ilgiliydim, bebekle filan oynamazdım. Pandomim, resim, tiyatro, performans benim dünyamdı." ( http://www.istanbulkadinmuzesi.org/ )