İçeriğe geç
Orhan Peker

Orhan Peker

1926–1978 · Turkish

Doku ve renk… Orhan Peker’in sanatçı kişiliği ile sınırsız anlamlar kazanan iki öğedir. Bu iki değer, öncelikle yaşamsallığı yansıtır tuvallere. Işıkla buluşan lekeler mekânı, zamanı belirler ve bu mekân ve zamanın içinde var olan yaşamın derinliklerine kadar uzanır. Basit yalın ve güncel nesneler mekânları, figürler daha çok da hayvan figürleri yaşamı anlatırlar. Peker fırçasının dinamik lekeleriyle, kimi zaman bir kenarda kıvrılıp uyuyuvermiş bir kedinin, bazen bir karpuz diliminin rengine, oylumuna, biçimine, anlatımına yani kısacası varlığına resimsel değer katar. Zaman zaman, bahçede, çiçeklerin arasında, ya da her hangi bir köşede unutuluvermiş bir sulama kabıdır, yaşamın derin içselliğini yansıtan. Çoğun insane ve insane dair karşılıksız sevgileri anlatan, yalın basit bir nesnenin lekesel gücüdür, Peker resmi. Birçok kez horozlar, atlar ve kuşlardır… Doğaya duyulan koşulsuz hayranlığın yaşanmışlığın izleklerini sergileyen gizemlerdir. Bazen çift atla çekilen kırmızı faytonlardır. Dörtnala mekânın içine dalan… Zamanla yarışırcasına. Peker’in üretme süreci de zamanla yarışmaktır bir anlamda. Her an her yerde, durmaksızın çizmek, boyamak, çevrede akıp giden yaşamı lekelerin varsıl anlamında yakalamaktır. Orhan Peker’in üstün yeteneği hızlı ve kolay çalışmasın olanak tanır. Özellikle de lekesel anlatımlarda çok başarılıdır. Kâğıt üzerine damlamış sanısı uyandıran lekeler formlara, formlar anlatımlara dönüşüverir. Peker’in biçime, renge ve kompozisyona egemen olan paleti, yalın ancak yalın olduğu kadar da çok katmanlı, varsıl değerler taşıyan lekesel anlatımları resimlemesine neden olur. Peker’in tuvalleri karşısında once rengi, sonra dokuyu, ışığı, lekeyi ve en son da bütün olarak konuyu algılamak olasıdır. 1965 yılında 26. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde “Beyaz Atlar” adlı resmine jürinin birincilik ödülü vermesinin nedeni de bu olmalıdır.
Kıymet Giray, Orhan Peker, Beşiktaş Belediyesi Kültür Yay. İstanbul 2006

Yeteneklerinin keşfedildiği ve desteklendiği bir aile ortamında yetişen Peker’in çocukluğu Trabzon’da geçti. Hayvanlarla kurduğu konu seçimleri de bu yıllarda başladı.1942 yılında on beş yaşında İstanbul’a Özel Sankt George Avusturya Lisesi’ne gönderildi. Resim, müzik ve Almanca gibi ilgi duyduğu konular burada pekişti. II. Dünya savaşı nedeniyle Sankt George kapatıldı ve 1945 yılının eylül ayında sınavı kazanarak Güzel Sanatlar Akademisi’ne kayıt oldu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde çalıştı. Öğrencilik yıllarında Türk sanatının geleneksel kaynaklarını irdelediği resimler üretti.

İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde öğrenim gören Peker, öğrencilik yıllarında Doğu –Batı sentezinin olanaklarını araştırmış, 1947’de bir grup arkadaşıyla birlikte ONLAR GRUBU’nu kurmuştur. GSA’yı bitirdikten sonra askerlik görevini yapmış, ardından da Avusturya’ya giderek KOKOSCHKA’NIN Salzburg Yaz Akademisi’ne devam etmiştir. Avusturya, Almanya ve Hollanda’da çeşitli çalışmalar ve araştırmalar yaptıktan, bir süre de Paris’te kaldıktan sonra 1953’te Türkiye’ye dönmüştür. 1950’lerin başında doğayı açık-koyu lekeler halinde yorumlamaya yönelik bir anlayışla çalışmaya başlamış, 1950’lerin ortasına doğru yapıtlarında biçimin gerisinde anlam ve kavramları çağrıştıran imgeler belirmeye başlamıştır. 1959’da Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Yayınlar Dairesi grafik işleri sorumluluğuna getirilmiş, bu sıralarda yaptığı turizmle ilgili bir afişle Japonya’da düzenlenen bir yarışmada Uluslararası Onur Ödülü’nü kazanmıştır.
1960’tan sonra çalışmalarını özellikle at başları üzerine yoğunlaştıran Peker, tekli, ikili ya da üçlü at gruplarını betimlemiş: bu çalışmalarıyla figüratif- soyut karşıtlığı bağlamında çeşitli çözümler aramaya yönelmiştir. Figüratif kökenli, lekeci anlatımdaki bu yapıtlarında biçimler, rengin ön plana çıkarılması ve çeşitli renk farklılaşmalarıyla oluşturulmuş, nesneler lekeci bir yapıya ulaşmıştır. Gerçekleştirdiği hemen tüm figüratif yapıtlarda leke, sanatçının üslubunu belirleyen önemli bir öğedir. Peker, aynı yıllarda yöresellik anlayışına da benzer bir tavırla yaklaşmış, özellikle Ankara ve çevresinde gerçekleştirdiği yapıtlarında Anadolu’nun bozkır havasını tüm gerçeğiyle, ancak kendine özgü bir yorumla yansıtmıştır.
1965’te 26. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde Beyaz Atlar adlı yapıtıyla Birincilik ödülü alan Peker 1966’da Yılın Ressamı seçilmiş, aynı yıl İspanya’ya giderek bir yıl Madrid’de çalışmış, çeşitli sanat etkinliklerine katılmıştır. 1970’te Osaka Dünya Sergisi’nde Türk Pavyonu iç düzenleme yarışmasını, mimar Ragıp Buluç’la birlikte hazırladığı projeyle kazanmış ve Japonya’ya giderek düzenlemeyi gerçekleştirmiştir.
1970’lerde Ayvalık’ta bulunan sanatçı uzun süre burada çalışmış; at, kuş, kedi, horoz gibi çeşitli hayvan resimlerini lekeci bir anlayışla gerçekleştirmiştir. Bu yapıtlarında figürü yitirmemiş, yoğun anlatım gücünü tasvirciliğe düşmeden simgesel renk lekeleri içinde yansıtmıştır. Gerçek olanla alegorik ve şiirsel olanı aynı yapıtta işlemiş, bu birliktelik resminin bütünselliğini daha da vurgulamıştır. Bozkırın hüznüyle Akdeniz’in coşkusunu birleştirerek renkçi yapıtlar üreten Peker’in gene aynı yıllarda gerçekleştirdiği güvercin ve ayçiçeği resimleri, betimledikleri nesnelerin çizgilerine bağlı olmaktan çok, anlamlı biçim değiştirmeleri ve anlam incelikleriyle yüklüdür. Peker 1976’da Nezihe Meriç’in Alagün Çocukları, 1977’de Çetin Öner’in Gülübik adlı öykü kitaplarını resimlemiş, aynı yıl Metin Eloğlu’nun Rüzgâr Ekmek adlı kitabında güvercin dizisinden 16 karakalem çalışması yer almıştır.

Dış kaynaklar