İçeriğe geç
Seyhun Topuz

Seyhun Topuz

1942

1970'li yılların başından itibaren, heykel çalışmalarımda "kare", "daire", üçgen" gibi doğal referanslardan arınmış, soyut formlarla uğraşıyorum. Her çalışma için tek bir biçim seçiyor ve o biçimin heykel dilindeki olanaklarını araştırıyorum. Yıllar içinde aynı formu tekrar tekrar ele aldığımda nasıl çeşitlenip farklılaşabildiğine yeniden bakıyorum. Bu kavramsal biçimler boşluk, denge gibi önemli öğelerle birlikte var oluyorlar. Elbette uygulamaya karar verdiğim işlerin aktarılacağı malzemenin ve rengin o yapıta ne getireceği çalışmalarımın diğer yönünü oluşturuyor. İlk bakışta rasyonel bir tasarım gibi görünen bu işler, aklın yanı sıra duyguların da katıldığı lirik bir anlatımın ürünüdürler. (Seyhun Topuz)
Modern Türk heykelinde kendine ait geometrik bir espas sorununu ilk günden bugüne kesintisiz olarak sürdüren birkaç sanatçıdan biri Seyhun Topuz. Kullandığı dil, 1950 sonrası kabul gören soyut heykel sanatının geometrik form anlayışıyla yakından ilintili. Doğayı etütten ziyade, etüt edilenden arta kalanın akıl ile yoğrulduğu yalınlaştırılmış bir ifade şekli olarak bakılabilir bu anlayışa. Güzel Sanatlar Akademisinde öğrencisi olduğu Şadi Çalık ve Zühtü Müridoğlu'nun etkisiyle de şekillenen bu soyut-geometrik dünya görüşü, özünde sanatçıya bir keşif sahası sunmakta. Yontmanın değil, taşanının öne çıktığı, el emeğinin yerine aklın merkeze çekildiği bir sürecin ürünü bu çalışmalar. Çoğunlukla tek bir düzlemin kesintisiz bir harekete dönüştürüldüğü ya da kare-daire gibi mutlak geometrik esaslar dayatan formların çözüldüğü bir uygulama sahasına açılıyor bu araştırmalar. Boşluk ve onun yapıta kattığı, dayattığı ve algılanmasına olanak tanıdığı bir hesaplılığın da etkisi var bu çalışmaların oluşumunda. 1970'li yılların başından itibaren heykel sanatını geometrik-soyut bir anlatım aracı olarak gören Seyhun Topuz, çalışmalarında matematiksel bir düzen ve uygulama fikrini her daim canlı tutmuş. Sanatçının ilk dönem çalışmaları özünde kare-daire gibi bitmiş formların yüzeylerini kesme, iç içe geçirme ve onlara yeni bir algılama olanağı kazandırmayla ilintili. Aynı yıllar sanatçının malzeme arayışı içerisinde olduğunu da gösteriyor. 1970'ler Türkiye'sinde bulunması zor, pleksiglas gibi şeffaf malzeme denemelerinin hemen ardından sanatçı bugün için de severek kullandığı iki temel materyali keşfetmiş: Demir ve polyester. Tabi ki tasarımın ön koşul olduğu bir çalışma disiplininde malzemenin pek bir önemi yok. Sonuçta tasarım fikri zaten kendisini görünür kılacak materyali bulacaktır. Ama nihayetinde Seyhun Topuz demirin soğuk ve net tavrının ve polyesterin hafif yansıtıcı yüzeyinin çalışmalarına ayrı bir derinlik kattığının farkında. Yine 1970'li yıllar için belirgin olarak öne çıkan diğer bir yaklaşım ise, sanatçının tek bir geometrik levhayı hassas bir denge sistemiyle kendi içinde katlaması, burkması ve ona yeni bir algılama şekli vermesidir. Bir köşesinden tutulup sanki kolaylıkla katlanarak ulaşıldığı etkisi veren bu yeni form, ortaya yepyeni bir hareket formülü getirmekle kalmıyor, hafif gibi görünen malzemenin de boşluğu kuşatarak kendi ağırlığını oluşturmasına olanak tanıyor. Böylece düz geometrik bir levha, yerküreyi dikeylemesine kesmeye başlıyor ve her açıdan farklı izleme deneyimleri sunan bir hacme dönüşüyor. Bu çalışmaların en belirgin özelliği şüphesiz ağırlıklarını boşluğa devretmeleri ve izleyicisini geometrik bir algılama oyununa davet etmesidir. Formun ve malzemenin alabildiğine yalınlaştırıldığı çalışmalarında sanatçı, dünyadaki değişimin karşısında durabilecek ideal bir yapı tasarlamaktadır. Düşünce yapısı ve sanat anlayışı olarak modern heykel sanatının minimal çizgisine yakın duran Seyhun Topuz, yalınlaştırılmış geometrik bir dilin farklı olasılıklarını ilerleyen yularda da çalışmalarının ana konusu haline getirdi. Seyhun Topuz, 1987'de Maçka Sanat Galerisi'nde gerçekleştirdiği sergisinde erken bir olgunlaşmanın izlerini sunmuştu İstanbul izleyicisine. Kaçınılmaz bir şekilde mekanın kare kaplaması ile de hesaplaştığı sergisi ağırlıklı olarak düz bir levhanın sonsuz olasılıklı katlama formları üzerine kurulu idi. Esasen sanatçı uzayın bir noktasında boşluğun yapıtları için ne kadar gerekli olduğuna işaret etmeye çalışıyordu.
Sınırlı sayıda bir üretim mantığı ve iyice billurlaşmış bir ifade diliyle 1990'lara giriş yapan Seyhun Topuz'un artık iyiden iyiye kendisi ile özdeşleşmiş kare forma dönüş yaptığını gözlemliyoruz. Kareyi sanki kolay yırtılabilir kağıttan bir malzemeymişçesine hafifleştirdiği son dönem işlerinde sanatçı, aynı zamanda kareden arta kalan kısmen köşeleri yumuşatılmış formlarla da duvar rölyefleri gerçekleştirmeye başlıyor. Şüphesiz sanatçının esas amacı kareyi kendi içinde parçalara ayırarak ideal bir form kurgulamak, küçük yüzey hareketleriyle bu tam ve bitmiş yapıyı hareketlendirmeye çalışmak. Pürüzsüz yüzeyleri ile sadece kendilerini temsil eden bu geometrik elemanlar, farklı yükseklik kodları aracılığıyla zeminle olan ilişkilerini kesmekle kalmıyor, heykel sanatında yalın bir düşünüşün gelebileceği son noktaya da işaret ediyor.
Bugünkü şekliyle heykel sanatı kendi içinde alternatif arayışlarla iyice zenginleşti. Son yirmi yılın uygulamalarında düşüncenin kalıplardan uzaklaşarak kendi yolunu bulması önem kazandı. Yine de enstalasyon ve ondan türeyen sergileme şekilleri içerisinde hala geçerli olan tek bir ağırlık noktası var: Boşluk ve onun sunumu. Seyhun Topuz'un da ilk günden bugüne üzerinde ısrarla durduğu boşluk sorunu, düşünsel bir seyir içerisinde ilerliyor. Sanatçı sanki göstermek istediği büyük bütün içinden bu tekil formları çekiyor ve onu düşüncelerimizin boşluğuna devrediyor. Kavramsal bir çerçeve olarak formun görünmeyeni nasıl harekete geçirebileceğini araştırıyor ve üç boyutlu dünyadaki kullanılmayan boşluk sorunsalına heykel dili içerisinde cevaplar üretiyor. Boşluğun formla nasıl kesilebileceğini ve heykel sanatının düşünce ile buluştuğunda üretebileceği hacimlerin yalın zenginliğini tasarlıyor sanatçı. (Levent Çalıkoğlu)