Skip to content
Bubi

Bubi

1956

Asıl adı David Hayon olan sanatçı İstanbul Üniversitesi’nde Psikloloji ve Antropoloji eğitimi gördü. 1979 yılında Nihat Sümeralp ile birlikte “Koleksiyon Sanat Galerisi”ni kurdu ve 1987 yılına kadar yönetti. 1989’da Hüsamettin Kütle ile birlikte “Lami Sanat Galerisi’ni kurdu ve 1992 yılına kadar yönetti. Aynı zamanda Lami Sanat Gazetesini yayımladı.1968’den 1984’e kadar dışavurumculuk doğrultusunda figüratif resimler yapan sanatçı, bu tarihten sonra ise sistematik olarak soyutlamaya ve ardından tamamen soyuta geçti. 1990’da eğitim amaçlı “Bubi Atölyesi”ni kurdu. Aynı yıl hazırladığı sanat projesini Plastik Sanatçılar derneğine önerdi. Bir yıl sonra ise 1. Sanat Fuarını, Plastik Sanatçılar Derneği ile kurdu ve genel koordinatörlüğünü yaptı. 1995 yılında Nişantaşı’nda “Her Vitrin Bir Galeri” sergisinin genel koordinatörlüğünü, sanatçı ve mekân seçimlerini yaptı. Geleneksel iki boyutlu tuval yüzeyini bırakan sanatçı, tuval bezini rulo haline getirip renklendirdikten sonra ördüğü çeşitli kafeslerle çalışmalarına devam etmektedir. Artık duvara bağlı olmak zorunda olmayan kafesler heykelsi duruşlarıyla mekânı dolduran yapıtlar olarak karşımıza çıkar.
Bir ifade aracı olarak tuvalin tüketilmiş olduğu nicedir yinelenir. Aslında bu türden köktenci yargılar yeni olanaklar zorlamaya vesile olmakla anlamlı olmuşlardır tarihte, yoksa geri dönülmez bir sınır çizmeye muktedir olabilecek dayanakları yoktur. Dahası ilerlemeci anlayışın katılaşmış bir türevidir onlardan yankılanan. Öyle ya, ilerlemeci anlayışı ama yalnızca bu anlayışı taşıdığı süreçte tükenmeye yazgılı olacaktır tuval. Ayrıca tuvalin olanakları tüketilmiş olsa bile bu onu ortadan kaldırmaz, tersine tüketimin sınırı onu potansiyel bir olanaklılık olarak geriye (geleceğe) teslim eder. Bubi’nin kafeslerini okumaya makul bir başlangıç olabilir bu son gerekçe. Olabilir diyorum; çünkü kafesler Bubi’nin kendinde kesinlediği bir sınıra saldırır önce: Motif-tuvallerle dayandığı sınıra. O nokta taşıyıcı olma takıntısı şiddetle sarsılmıştır Bubi’nin ve bir çıkış umuduyla jestle örüntülü yüzeylere dönmüştür. Kafesler, jest örgülerine somutluk kazandırmak gibi yalın bir arzudan doğmuştur önce, fakat gerçekleşir gerçekleşmez de umulmadık gerekçelere kavuşmuştur. Bunların başında da yukarıdaki gerekçe gelir ki, orada tuval dışı aktivitelerin ince bir ironisini ayırmamak mümkün değil. Modernliğin ilerlemeci mantığını çifte katlayarak bertaraf eder o ironi, aynı zamanda, zengin bir tarihsel arka planı yeniden anlamlandırır. Genel olarak iktidarın ve onun kapatma aygıtlarının doğallaştırıcı mekanizmasını bizim tarihimizden kodlanan bir simgesel kurguda çözündürür; geometrinin zapt ediciliğine gönderdiği yerdeyse, genel olarak iktidar olma durumunu ve onun arzuyu baskılamaya zorunlu doğasını imler. Biçimsel açıdan kafeslerin örgüsü geometriktir; süsleyici kıvrılmalara arabesklerin yumuşatıcı ifadesine yüz vermez örneğin. Dahası boyayla öylesine yoğrulmuşlardır ki, taşlaşmışlardır adeta. Bu sert kapatmanın altındaki yüzey, üst üste katmanlaşan örgülerin kaçırdığı boşluklardan ancak nefeslenir. Tuval dışı aktivitelere yönelik ironi bu noktada sezilir; çünkü burada yüzey, her türlü ifade olanağından sökülmüş olarak zapt edilmiştir; renk, biçim, doku, hacim, kütle, boya yani bir zamanlar yüzeye içkin olan ne kadar olanak varsa, kapatmanın araçlarınca gasp edilmiştir. Bu durum yüzeyin bitmiş olduğunu ima eder il bakışta. Ancak biraz daha dikkatli bakınca anlarız ki tam da bu gaspın sonucu, kapatma aygıtı da kısmen edilginleşmiş, tıpkı yüzey boşluğu gibi dıştan dolgulanmakla melezleşmiştir. Dahası örgüler arasından nefeslenen yüzey de nötr değildir, renk, biçim, doku vb. öğelerle gizlice yüklenmiş olmakla potansiyel bir ifade alanı olduğunu, tüketilemez olduğunu duyumsatır.
… Çağdaş Türk sanatının en heyecan verici çözümlerinden biri diye adlandıracağım kafesler, sanatın tükendiği varsayılan bir sınırda, umulmadık bir özgünlüğü sahiplenmekle bunu kendinde kanıtlar zaten. Pek çok açılım vadeden bir zenginlikle hem de. Bu zenginliği işlemeye başlamıştır Bubi. Bir süredir Duvara bağlı olma ısrarını boşlamıştır kafesler. Onları, kimi zaman haç ya da beden imgesini anımsatan heykeller biçiminde de görebileceğiz artık. Heykele dönüştüğü yerde aynı kapatmayı kütleye uygulamaktadır kafesler ve modern heykelin dayattığı kütle reddini, yine, yüzey bağlamında yaptığı gibi, çifte bir boyutlamayla yadsımaktadır. (Yalçın Sadak, Bubi, Bilim Sanat Galerisi Yayınları, İstanbul 2002, s.284-304)

Shown in tr