İlhan Koman
1921–1986
İlhan Koman’ın sanatı, kendini dramatik anlamda son derece güçlü bir biçimde ifade eder. Bu demir heykeller, karanlık, acı içinde, sanki mücadele, güvensizlik, başkaldırı içeren tüm bir geçmişi ve daha az lanetli bir dünyaya duyulan güçlü arzuyu dile getiriyor gibidir. Sanatçının kendisiyle tanışıp, ustalığı, inceliği, eğitimi ve kültürünü tanıdığınızda, sesinin sıcaklığını işittiğinizde, yapıtlarındaki şiddet kıpırtılarına şaşmamak mümkün değildir. Bu şiddet başlangıçta delik deşik, parçalanmış, atak bir dinamizmle ifade edilir. Örselenmiş demirlerdir bunlar. Koman’da soyut bir Daumier olduğunu söylemek mümkündür.
…Koman, sakinleştirici bir arınışı, dinamizmini yaratan ritmin içinde arar.
…Endişeyi dondurup, soyutlayıp sabitleştirerek böylece onu yenmeyi kolaylaştıran bir çalışmayla gece demirciliğinin yarattığı tutkulu heykeller. Yakında, İlhan Koman şeytani ritmini terk etmeden, ritmin yaratıcı bir yineleme olduğunu anımsayacak ve kuşkusuz yine farklı yöntemler bulacaktır. Bazı heykeller şimdiden daha masif ve daha az ısrarla parçalanmıştır. Bu demir iradesini, gücünden hiçbir şey kaybetmeden yumuşatacaktır. Yurttaşları ve dostları, Türk heykeltıraşlar, onu 15 Haziran’da Musée Rodin’de açılacak Uluslararası Çağdaş Heykel Sergisi’nde öncüleri ilan etmişler. Bundan çok etkilenmesine karşın Koman, bu kardeşçe payeyi kabul etmemiş; ama yapıtları bunu onun adına kabullenmiştir. ( Pierre Gueguen, ‘’İlhan Koman ou la sculpture abstraite pathetique’’, Aujourd’hui N. 31, Mayıs 1961)
1941’de İlhan Koman Güzel Sanatlar Akademisine girerek Belling’in öğrencisi olmuştur. Mezun olduğunda Avrupa sınavını kazanarak 3 yıllık eğitim için Paris’e giden sanatçı Paris’te kaldığı dönemde Sadi Öziş, Şadi Çalık ve Mübin Orhon’la birlikte kurdukları Soyut Sanat Atölyesi’nde çalışmış, 1951 yılında banliyölerden topladığı taşlarla taş heykel serisi yapmıştır. Bu heykellerinin resimlerini Edward Pilet aracılığıyla tanıdığı ünlü fotoğrafçı Maywald’a çektirmiştir.1951 Ağustosu’nda Paris’ten ayrılırken Denise René Galerisi’ne heykellerini bırakmıştır. Türkiye’ye döndüğünde ise Akademi’de asistan olarak göreve alır. Bu sırada demir heykel yapımına Hadi Bara’nın dostu Bekir Bey’in demir atölyesinde başlar. 1955’te Ali Hadi Bara ve mimar Tarık Carım’la birlikte Türk Grup Espas’ı kurmuştur.1955’e kadar geometrik soyut heykeller yapmış olan sanatçı Anıtkabir büyük merdiveninin doğu kanadındaki kabartmaları yapmıştır. İstanbul’da ilk kez Fransız Konsolosluğu’ nda açılan karma sergiye katılan İlhan Koman 1958 yılında Brüksel Uluslararası Sanat Fuar’ındaki Türk standında çalışmak için Belçika’ya gönderilmiş, fuardan sonra 1959’da iş aramak üzere İsveç’e gider. Stockholm’de bir atölye tutan sanatçı bir mimarlık bürosunda çalışır, geceleri ise heykel yapar. 1960’larda heykeltıraşlığa burada başlayan Koman’ın bu dönem heykelleri kuzey özelliği taşımaz, heykelleri, “Malzeme Kuşağına ve biçimsiz soyutlama dönemine ait ürünlerdir.” Heykellerini birer cenin olarak adlandıran Koman’ın eserlerini yaşadıkları çok etkilemiştir. 1956-1965 arasında yaptığı heykellerde demir kullanan sanatçı, eserinde anlatım için en uygun malzemeyi demir olarak görmüş ve 1950’li yılları kariyerinde “Demir Çağı” olarak adlandırmıştır. “heykellerimde demirin sertliğini yüceltip güzelliğini yansıtmaya çalıştım.” diyen Koman, estetik açıdan tatmin olmuş ve tahta malzemeyle çalışmaya başlamıştır. Sanatçı “Brancusi’ye Yanıt”ı yaparken tahtanın tüm esnekliğinden faydalanmış, Paris’te H.P.Roche koleksiyonunda yer alan 2 m. yüksekliğindeki tahtadan “Sonsuz Sütun”a (1918) ve Romanya’da Tirgu Jiu parkında bulunan, altın-çelik alaşımlı, 2.4 metrelik “Sonsuz Sütun”a yanıt olarak anıtsal sütun yapımında birden fazla tahta kalıp kullanarak daha ileri bir noktaya taşımayı amaçlamıştır. 1975’te yaptığı “Sonsuz Sütun” adlı çalışmasında yaylı ağaç kütükleri sayesinde dik duran çelik bir zincir kullanarak gerilim yaratmış ve çekim merkezi dikey düzleminde konumlanan ve sonsuzluğa uzanan bir sütun yaratmıştır. 1970’te yürümeyi andıran şekilde hareket edebilen heykeller üzerinde çalışan Koman, enlemesine yerleştirilmiş kısa tahta şeritlerden oluşan ve süpürgeye benzeyen bu heykelleri Yürüyen Adam olarak adlandırmıştır. Koman’ın çalışmalarının önemli bir bölümünü ise hiperform adını verdiği çok boyutlu şekillerden oluşan heykeller oluşturur. Sanatçı hiperform çalışmalarının tekniğini şöyle tanımlar:
“Bu çalışmalar kristal bilimdeki yer değiştirme kuramıyla benzerlikler gösterir. Bir hiperform, çevresi yüksekliğinden 4 kat daha büyük olan ve p noktasından tutularak konumu 360 derece değiştirilen bir silindirdir. Hiperformları uzunluğu genişliğinden 4 kat daha fazla olan plastik tabakanın sonundaki şeridi kıvırarak gerçekleştirim.” Sanatçı 1970 yılında yaptığı deneyler sonucunda esnek form sahip, 10 birleşme noktası olan ve 16 tane eşkenar üçgen şeklinde yüzü olan bir polihedron bulmuş ve polihedral formlu yapısal elementlerin patentini almak için başvurmuş ve başvurusu 1973 yılında onaylanmıştır:
“İsveç Mucitler Birliği’nin başkanı bazı örnekleri görünce bana uçaklardaki kendiliğinden küçülebilen benzin depolarının tasarımında bu elementi kullanmamı önerdi. Yaklaşık bir yıl sonra sıfır seviyesinde ayarlanabilir, 20 adet birleşme noktası ve 36 tane eşkenar üçgen şeklinde yüzü olan oldukça esnek bir polihedron buldum ve 1975 yılında patenti için başvurumu yaptım. Polihedra üzerindeki çalışmalarım beni tamamıyla farklı bir bilgi üzerinde uzmanlaşmaya doğru götürüyordu yavaş yavaş.” Görüldüğü gibi İlhan Koman sadece heykelin formuyla ilgilenmemiş, malzeme özelliklerini araştırmış, deneyler yapmış, buluşlarının patentlerini alarak sanatsal kişiliğini çok yönlü çalışmalarıyla zenginleştirmiş ve matematik bilgisini soyut heykelde kullanarak mükemmel bir biçim anlayışına erişmiştir. Koman 1970’lerde rotor tarzı çalışmalar yapmıştır. Rotor birkaç adet tahta bıçak ağzına benzeyen nesnenin bir araya gelmesinden oluşan bir düzenektir. Sanatçı bu düzeneği kullanarak yel değirmeni oluşturmuş ve 1976 yılında Stockholm’de açılan Modern Sanatlar Müzesi’nde ve Venedik Bienali’nde sergilemiştir. Uçak motoruna benzeyen pervaneler kullanılan yel değirmenlerin daha hesaplı olduğunu belirten Koman, bunları tasarlarken ekonomik olmasından çok sanatsal açıdan yaklaştığını belirtmiştir. Sanatçının tasarımlarında fonksiyonelliğin mi yoksa sanatsal yönün mü ön planda olduğunu şu sözleri açıklar: “Ben ilk olarak herhangi bir cihazın kullanımında aktif rol oynayabilecek bir nesne düşünürüm, sonrasında ise bir sanatçının yaklaşımıyla onu şekillendiririm. Pratik olup olmadığını ve performansını daha sonra incelerim” 1980’lerde geometrik soyut anlatımın yanı sıra geometrik ve figüratif biçimlerinden oluşan Sonsuz adını verdiği ve adı gibi sarmal formların sonsuzluğa uzandığı fikrini yaratan bir heykel serisi gerçekleştirmiştir. Türkiye’de çok az yapıtı olan sanatçının Akdeniz Heykeli bizim için önem kazanmaktadır. 1980’lerde metal çubukları vidalarla birbirine ekleyerek çalışmaya başlayan Koman, Halk Sigorta İçin yaptığı 4 ton ağırlığındaki Akdeniz Heykeli’nde de aynı yöntemle çalışmıştır. 12 mm. kalınlığında 112 metal levha kullanarak yaptığı bu heykel malzemesi ne kadar ağır olsa da son derece hafif bir görüntüye sahiptir. Uzun yıllar İstanbul Zincirlikuyu’da Yapı Kredi Bankasının önünde duran heykel 2005 yılında kısa bir süre için Galatasaray’da 50.Yıl heykelinin yanına konulmuş daha sonra bugünkü yeri olan Levent’teki Yapı Kredi Plaza’nın önüne konularak çok daha anıtsal bir görüntüye kavuşmuştur. (Tıraşsız Heykeltraş Edirneli İlhan Koman, Yöresel Kitaplar Dizisi 3, s.64)
Shown in tr